deniz yıldızı's profileduygu adlı kullanıcının ...PhotosBlogListsMore Tools Help

duygu adlı kullanıcının alanı

deniz yıldızı

This person's network is empty (or maybe they're keeping it private).

Windows Media Player

by 
Ziyaret ettiğiniz için teşekkürler!yüreginizdeki güzelikleri .kırgınlıkları, üzüntüleri herne varsa hayata dair ,,, paylaştıgınız için teşekkürler saygı ve sevgilerle...
Please wait...
Sorry, the comment you entered is too long. Please shorten it.
You didn't enter anything. Please try again.
Sorry, we can't add your comment right now. Please try again later.
To add a comment, you need permission from your parent. Ask for permission
Your parent has turned off comments.
Sorry, we can't delete your comment right now. Please try again later.
You've exceeded the maximum number of comments that can be left in one day. Please try again in 24 hours.
Your account has had the ability to leave comments disabled because our systems indicate that you may be spamming other users. If you believe that your account has been disabled in error please contact Windows Live support.
Complete the security check below to finish leaving your comment.
The characters you type in the security check must match the characters in the picture or audio.
İTİBAR VE KARAKTER
İtibarı, içinde yasadığın ortam belirler
Karakteri, inandığın doğrular...
İtibar, sandığın şeydir;
karakter olduğun şey...
İtibar fotoğraftır;
karakter ise yüz..
İtibar dışardan gelir;
karakter içerden..
İtibar, yeni bir topluluğa girdiğinde sahip olduğundur;
Karakter giderken elinde olan..
İtibarın bir anda olur;
karakterin , ömür boyunca..
İtibarin bir saatte öğrenilir;
karakterin bir yılda açığa çıkmaz..
İtibar mantar gibi büyür;
karakter sonsuza kadar sürer
İtibar zengin veya fakir yapar;
karakterse mutlu ya da mutsuz..
İtibar insanların mezar taşına kazıdıklarıdır;
karakter meleklerin Tanrı huzurunda senin için söyledikleri..
William Hersey Davis.
2 hours ago
Söylediklerinize dikkat edin; düşüncelere dönüşür...
Düşüncelerinize dikkat edin; duygularınıza dönüşür...
Duygularınıza dikkat edin; davranışlarınıza dönüşür...
Davranışlarınıza dikkat edin; alışkanlıklarınıza dönüşür...
Alışkanlıklarınıza dikkat edin; değerlerinize dönüşür...
Değerlerinize dikkat edin; karakterinize dönüşür...
Karakterinize dikkat edin; kaderinize dönüşür...
18 hours ago
eLveda birTanem..
eLveda birTanem..
S£VMİŞTİM
Hemde çok sevmiştim seni
Atan kalbimin seslerinde
Çektiğim nefesimin sıcaklığında
Sana baktığım gözlerimin ışıltısında sevmiştim..!!
Canım Nadide çicegim vazgeçilmezimsin demiştim
Küstüğümüzde
Hiç olmadık nedenlerdenbirbirimize kırıldığımızda
Gözlerimden akan sana olan sonsuz sevgimle
Çektiğim nefeste
Duyduğum sesler'de
Yine de sen benim tek sevdigimsin demiştim..!

eLveda birTanem..

Bu kadar büyük sevgimi olur
Dağlar bile dayanamazdı ağladı
Sende dem tutmuş sevgime
Ne oldu neler olduda
Sevgim sende kırıldı tüm hayatım mahvoldu
Acılarmı artık benim hayatımı sardı
Bir türlü kendimi sende tamir edemiyorum
Düşündükçe gönlümde kahrolup gidiyorum..!!

eLveda birTanem..

Güzelsin sen nadide bir çicek gibi teksin dediysem
Bana böylemi yapman gerekiyordu.
Beni kahredip üzmekden zevkmi alıyorsun
Ne istedin benden ne istedin tertemiz sevdamdan
Ve sonunda istedigin oldu işte ayrıLdık
Ş
aşkın şaşkın sana bakan gözlerimde..!!

eLveda birTanem..

Açmamış güllerde koksan da
Bir çiğ olup yüreğime damlasan da
Gönlümde yıllarca sakladığım resmini
Defalarca his ve duygularımda sevdim okşadım
Bundan sonra sadece
resimlerini sevecegim
İstemiyerek seni yırttım parçaladım kırıştırdım attım
Yinede yinede dayanamadım
Çünkü seni çok ama çok seviyordum..!!

eLveda birTanem..

Sendeki beni askını sevgini herşeyi bitirmişsin
Hayırlı olsun sen beni demekki hiç sevmemişin
Hayatımda herşeyi degil ama seni kaybettimm
Evet senn yoksun şimdi siirlerimde yüregimde

eLveda birTanem..


Boğazımda bir düğüm konuşamıyorum
Oysa anlatmak sölemek istediğim okadar çok şey varki
Ellerim titriyor gözlerim doluyor nefes alamıyorum içiyorum
Yokluğuna hergün sabahlara kadar ağlayarak için için yanarak
Canım çok yanıyor içim çok acıyor susuyorum
Caresizlikten karanlıklardayım şimdi diplerdeyim bittim

BİTİRDİN BENİİ OYSA SEVMİŞTİM SENİİ..!!!.ÇIKARSIZCA MASUMCA DELİCE..!!

Sen kabullendin herseyi BİTİRDİN.!! ben değil olamamda yapamamda
Ne zaman bitersin bende bilmiyorum..! ne kadar sürer onuda bilmiyorum
Tek bildiğim seni herşeye rağmen herkese inat çok seviyorummmmmmm..!!
Bu
aşkı sayende burada bitiriyoruz elveda BİRTANEM elvedaa..!!!
1 day ago
BİR KADINI TANIMAK
Çocuk gibi davranmayı sever.
Erkeğin kendisine bir Çocuğa gösterdiği şefkati göstermesini de ister.
Bir çocuğu okşar gibi incitmekten korkarak okşamalıdır erkek kadını.
Ama her kadın çocukça da olsa dinlenilmesini, dikkate alınmasını ister.
Yani bir kadının çocukluk yapmasına izin vereceksiniz,
ama asla onu bir çocuk olarak görmeyeceksiniz.







Hatta erkeklerden çok daha güçlüdür.
Ama bu gücünü her zaman ortaya koymasını sevmez.
İster ki erkeğin gücü kendisine huzur versin.
Kendi kendine yapabileceği şeyleri bile erkeğin yapmasını bekler.
Böylece hem daha kadın olduğunu hissedecektir hem de erkeğinin ne kadar güçlü olduğunu görecektir.
Ancak kadın gücünü göstermek istediğinde onu engelleyemezsiniz.
Yapmak istediği bir şey varsa mutlaka yapar.





İçinde her zaman sevgiyi taşır.
Sevdiklerinden kolay kolay ayrılamaz. Sevdiklerini kolay kolay kıramaz.
Zor sever ama tam sever.
Bir kadının tam anlamıyla sevebilmesi için yüreğinin kabul ettiğini beyninin de kabul etmesi gerekir.
Ve sevmezse de onu asla sevmeye zorlayamazsınız.
Belki kolayca yüreğine girebilirsiniz.
Ancak beyninde yer etmemişseniz her an terk edilebilirsiniz.
Sevmediği halde terk etmeyen kadınlar da var elbette.
Bunun nedeni ise engelleyemedikleri "acımak" duygusudur.


summer shudder

Hiçbir zaman kadını bütünüyle elde edemezsiniz.
Kendisine ait bir dünyası vardır ve orada hep yalnızdır.
O dünyaya kimsenin girmesine izin vermez.
Hiçbir anahtar o dünyanın kapısını açamaz.
Yalnızlık onun sığınağıdır.
O sığınağa ne zaman gireceğine, ne kadar kalacağına hep kendisi karar verir.
Sığınaktayken oradan çıkmaya zorlarsanız onu sonsuza dek kaybedebilirsiniz.
for him 2

Çünkü hayatin içinde olan her şey ancak kadınlar olduğunda anlam kazanıyor.
Yemek yemek, su içmek bile.
Bir kadının elinden içtiğiniz suyla kendi kendinize bardağı doldurup
içtiğiniz su arasındaki lezzet farkını anlayabiliyor musunuz?

Anlıyorsanız ne mutlu size.
 
clear
1 day ago

dostluk resimleri

> > > > > > > > > DÜŞÜNDÜM DE, KİM ARKADAŞ ,KİM DOST ,YA DA BAZILARI HİÇ BİRİ Mİ?

ARKADAŞ VE KAVRAMI > > > > > >
 

> > > >Arkadaş evinize geldiğinde misafir gibi davranır,
> > > >Dost geldiğinde buzdolabını açıp istediğini alır.
> > > >Arkadaş senin ağladığını görmez,
> > > >Dostunun omuzu ise senin gözyaşlarınla ıslanır.
> > > >Arkadaş davetine katılınca bir paket hediye ile gelir,

> > > >Dost sana yardım etmek için erken gelir; toparlanman için geç gider.



> > > >Arkadaş, onu o yattıktan sonra ararsan rahatsız olur,
> > > >Dost neden bu kadar geciktiğini sorar, derdini anlatmak için,
> > > >Arkadaş bir kavgadan sonra her şeyin bittiğini düşünür,
> > > >Dost ise tekrar arar.
> > > >Arkadaş senin daima onun arkanda olmanı ister,
> > > >Dost ise her zaman senin arkandadır.
> > > >Arkadaş zaaflarınızı öğrenir ve onları kullanabilir,
> > > >Dost zevklerinizi öğrenir ve onlara hitap eder.
> > > >Arkadaş zayıflıklarınızı bilirse başınıza kakar,
> > > >Dost zayıflıklarınızı bilirse örtmeye çalışır.


> > > >Arkadaş sizi ikinci görmek ister,
> > > >Dost ikinciniz olmaktan şeref duyar
> > > >Arkadaş sıkıntınız olmadığında yanınızdadır,
> > > >Dost sıkıntınız olduğunda size koşar,
> > > >Arkadaşlarınıza siz huzur vermeye çalışırsınız,

> > > >Dostlarınız size huzur vermeye çalışır.
> > > >Arkadaş bu mesajı okur ve siler,
> > > >Dost okur ve dostlarına yollar..

6 days ago
February 07

iyilik yap denize at

İki arkadaş çölde yürüyorlardı. Yolculuk sırasında bir tartışma yaşandı ve arkadaşlardan biri ötekine tokat attı. Tokadı yiyen kişinin canı acıdı ama hiçbir şey söylemeden eğildi ve kuma şöyle yazdı:

“Bugün en iyi arkadaşım bana tokat attı.”

İki arkadaş bir vahaya gelene dek yürümeye devam ettiler ve vahaya gelince de suya girmeye karar verdiler. Tokadı yiyen kişi bataklığa saplandı ve kurtulmak için çırpınmaya başladı. Arkadaşı onu kolundan çekerek baplandığı yerden çıkardı ve yaşamını kurtardı. Tokadı yiyen kişi boğulmaktan kurtulduktan sonra bir taşa şöyle yazdı:

“Bugün en iyi arkadaşım yaşamımı kurtardı.”

Tokadı atan ve arkadaşının yaşamını kurtaran kişi bu olay karşısında çok şaşırdı ve merakını yenemeyip arkadaşına sordu:

“Canını acıttığımda kuma yazdın neden şimdi taşa?”

Tokadı yiyen kişi bu soruyu şöyle yanıtladı:

“Birisi canımızı yaktığında kuma yazmalıyız ki bağışlama rüzgarı silebilsin ama biri bizim için iyi bir şey yaparsa taşa kazımalıyız ki hiçbir rüzgar silemesin.”•
February 02

ögrenmek

Sonsuz bir karanlığın içinden doğdum.
Işığı gördüm, korktum. Ağladım.
Zamanla ışıkta yaşamayı ögrendim.

Karanlığı gördüm, korktum.
Gün geldi sonsuz karanlığa uğurladim sevdiklerimi. ..
Ağladım. Yaşamayı ögrendim.

Dogumun, hayatın bitmeye başladığı an oldugunu;
aradaki bölümün,
ölümden çalınan zamanlar oldugunu ögrendim....

Zamanı ögrendim. Yarıştım onunla...
Zamanla yarışılmayacagını, zamanla barışılacağını,
zamanla ögrendim...

Insanı ögrendim.
Sonra insanların içinde iyiler ve kötüler oldugunu...
Sonra da her insanın içinde iyilik ve kötülük bulundugunu ögrendim.

Sevmeyi ögrendim.
Sonra güvenmeyi...
Sonra da güvenin sevgiden daha kalıcı oldugunu,
sevginin güvenin sağlam zemini üzerine kuruldugunu
ögrendim.

İnsan tenini ögrendim.
Sonra tenin altnda bir ruh bulundugunu. ..
Sonra da ruhun aslında tenin üstünde oldugunu ögrendim..
Evreni ögrendim.

Sonra evreni aydınlatmanın yollarını ögrendim.
Sonunda evreni aydinlatabilmek için önce çevreni
aydınlatabilmek gerektigin ögrendim.

Ekmeği ögrendim.
Sonra barış için ekmegin bolca üretilmesi gerektigini.
Sonra da ekmeği hakça üleşmenin,
bolca üretmek kadar önemli oldugunu ögrendim.
Okumayı ögrendim.

Kendime yazıyı ögrettim sonra...
Ve bir süre sonra yazı, kendimi ögretti bana...

Gitmeyi ögrendim.
Sonra dayanamayıp dönmeyi...
Daha da sonra kendime ragmen gitmeyi...
Dünyaya tek başına meydan okumayı ögrendim genç yaşta...
Sonra kalabalıklarla birlikte yürümek gerektigi fikrine vardım.
Sonra da asıl yürüyüşün kalabalıklara karşı olması gerektigine aydım.
Düşünmeyi ögrendim.
Sonra kalıplar içinde düşünmeyi ögrendim.
Sonra sağlıklı düşünmenin kalıpları yikarak düşünmek
oldugunu ögrendim.

Namusun önemini ögrendim evde...
Sonra yoksundan namus beklemenin namussuzluk oldugunu;
gerçek namusun, günah elinin altindayken, günaha el
sürmemek oldugunu ögrendim.

Gerçegi ögrendim bir gün...
Ve gerçegin acı oldugunu...
Sonra kararında acının, yemege oldugu kadar hayata da
lezzet kattığını ögrendim.
Her canlının ölümü tadacağını, ama sadece bazılarının
hayatı tadacağını öğrendim.

Ben dostlarımı ne kalbimle ne de aklımla severim.
Olur ya ...
Kalp durur ...
Akıl unutur ...
Ben dostlarımı ruhumla severim.
O ne durur, ne de unutur ...
January 28

düşler

Düşlerde buluruz bazen mutluluğu, düşlere sığınırız, düşlerde severiz. Düşlerimize karışan olmaz. Gerçekten ulaşmadıklarımıza düşlerde varırız. Düşler kurarız mutluluklar üzerine, aşklar yaşarız düşlerde...
Düşlerimiz sadece düşündüklerimizin olduğu bir dünya olur. Geçicide olsa mutluluğu buluruz. Aşka, sevgiliye ulaş...ırız. Neler yazılmadıki düşler üzerine..Ne şiirler, ne şarkılar...
Şarkıda ne güzel diyor;

Düşlerde sevdim seni söyleyemedim
Sessiz öptüm nefesini söyleyemedim
Sana ben şiirler sözler büyüttüm
Sana ben baharlar yazlar büyüttüm
Sana ben hummalı gizler büyüttüm
Söyleyemedim
Şarkılar yazdım sana okuyamadım
Hep yanımdaydın oysa dokunamadım
Sana ben hayaller düşler büyüttüm
Sana ben gözümde yaşlar büyüttüm
Sana ben hummalı aşklar büyüttüm
Söyleyemedim

yada düşlerimizi emanet ediyoruz sevgiliye.... Senli Düşlerimi Eskitme Sakın


Dilimin ucunda asılı kalan bir sen var
Yüreğindeki darağacına asılı bir de ben
Taşıyorum yokluğunu sırtımda ,ayaklarım titreyerek
Düşme düşümden diye;
Gözlerimi açmaya korkuyorum her sabaha
Sensiz;
Sonu olmayan bir hikayede,ardı sıra ne geleceği meçhul üç noktadan ibaret bir cümlenin öznesiyim,yüklemine yenik düşmüş
Nefesim tenini yakardı bir zamanlar
O kadar yakındın ki
Nefes alsam, soluğun düğümlenirdi karşımda
Yutkunsan beni çekerdin içine
-Özlediğim,hayalini kurduğum tüm düşlerimi sana veriyorum
Sevinçlerim,mutluluğum,senin için atan yüreğim
Emanetimdir sana
Sıkıca tut,bırakma
Yıpratma
Eskitme
Sakla
Dilsizliğimdir dilim,tüm haykırışlara inat
Zehirli kelimelerim kanına karışır her çığlıkta
Konuşursam akar göz yaşların,kan renginde
Sana Susadığım kadar
Sus oluyorum sana
Susuyorum
Konuşmaya başladığımda almaya gelirim emanetimi
Sıkıca tut,bırakma
Eskitme Sakın!
Devamını Gör
January 07

sevgi,başarı,mutluluk

SEVGİ, BAŞARI, ZENGİNLİK…

Bir kadın, evinden dışarı çıkar ve uzun beyaz sakallı 3 tane yaşlı adamın evinin önünde oturduklarını görür. Onları tanımaz.
- “Ben sizi tanımıyorum ama aç olmalısınız” der.
- “Lütfen içeriye gelin ve birşeyler yiyin.”
- “Evin erkeği içerde mi?” diye sorarlar adamlar.
- “Hayır” der kadın. “O dışarıda.”
- “Öyleyse içeri gelemeyiz” diye cevap verirler.
Akşam olup kadının kocası eve geldiğinde, kadın başından geçenleri kocasına anlatır.
- “Git onlara söyle ben evdeyim içeri gelebilirler” der.
Kadın dışarı çıkar ve onları içeri davet eder.
- “Hepimiz aynı anda içeri girmeyiz.” der yaşlı adamlar.
Kadın öğrenmek ister;
- “Niye giremezsiniz?”
Yaşlı adamlardan bir tanesi açıklar:
- “Onun adı ZENGİN” der bir arkadaşını gösterir, ve bir diğerini işaret eder ” O BAŞARI, ben ise SEVGİ.” Sonra ekler;
- “Şimdi, içeri gir ve kocanla konuş hangimizi evinizde istersiniz”
Kadın içeri girip söylenenleri kocasına anlatır. Adam duyunca neşelenir.
- “Ne güzel!!” der, “Madem öyle, Zengini içeri çağıralım ve evimizi zenginlikle doldursun.”
Karısı itiraz eder; - “Canım, niçin Başarıyı çağırmıyoruz?”
Bu sırada konuştuklarını evin diğer köşesinde bulunan gelinleri duyar. Zıplayarak gelir ve kendi fikrini söyler:
- “Sevgiyi çağırsak daha iyi olmaz mı? Evimiz sevgiyle dolar!”
- “Gelinimizin önerisini dikkate alalım” der adam karısına.
- “Dışarı çık ve Sevgiyi bizim misafirimiz olması için davet et.”
Kadın dışarı çıkar ve 3 yaşlı adama sorar;
- “Hanginiz Sevgi? Lütfen içeri gel ve misafirimiz ol”
Sevgi ayağa kalkar ve eve doğru yürümeye başlar. Diğer iki yaşlı adamda onu takip ederler. Kadın şaşırmış bir şekilde Zengin ve Başarıya sorar;
- “Ben sadece Sevgiyi davet ettim, siz niye geliyorsunuz?”
Zengin ve Başarı bir ağızdan cevap verirler;
- “Eğer Zenginliği yada Başarıyı davet etmiş olsaydın diğer ikisi dışarıda kalırdı, ama sen Sevgiyi davet ettin, O nereye giderse bizde oraya gideriz. Nerede Sevgi var ise, orada Başarı ve Zenginlik de vardır…!!

ALINTI…

.¸(¯`’•.¸(¯`’•.¸.•’´¯)¸.•’´
)¸.•’´¯)..... :-)....¤ª“˜¨¨¯¯¨¨˜“ª¤
ª“˜¨¨¯¯¨¨˜“ª¤(¯`’•.
SAĞLICAKLA KALIN…
ALLAHA EMANET OLUN…
January 04

mutluluk

MUTLULUK ,
Kısık ateşte pişen lezzetli bir yemektir .
MUTLULUK
Rüzgar melodisiyle şarkılar söylemektir.
Mutluluk
Gökkuşağı içinde en çok sevdiğin renktir .
MUTLULUK
Bir çocuğun gülüşünde duyulan büyük zevtir .
MUTLULUK
Uçurduğun uçurtmada kuşları seyretmektir
MUTLULUK
En sevdiğin dostlarla bitmeyen muhabettir
MUTLULUK
Sevgiliyle yaşanan en güzel müebbettir
MUTLULUK
Kaçırdığını sandığın anda
Uçağa yetişmektir
MUTLULUK
Ukalanın birine haddini bildirmektir
MUTLULUK
Ayağına taıklan taşa doyasıya sövmektir
MUTLULUK
Kahrolası düzene inatla direnmektir
MUTLULUK
İdeallerin uğruna ,
Ateşten gömleği giymektir
MUTLULUK
Kutsalların adına ,ölüme gİdebilmektir
MUTLULUK
İstemediğin şeye ,hayır diyebilmektir
MUTLULUK
Acılara çalım atıp gülebilmektir
MUTLULUK
İnsanı paraya tercih etmektir
MUTLULUK
Hayat yolunda giderken
Düşene yardım etmektir
MUTLULUK
İyiyle kötüyü ayırt etmektir
MUTLULUK
Yaşamak için harcanan en güzel emektir
MUTLULUK
Mutsuz birini sabırla dinlemektir
MUTLULUK
Kötülüğün yüzüne korkmadan tükürmektir
MUTLULUK
Sevgiliyle el ele göklere yükselmektir
MUTLULUK
Sevinç çığlıklarıyla
Yağmurda dans etmektir
MUTLULUK
Kokusuyla baş döndüren
Nadide bir çiçektir
MUTLULUK
Göreceli bir şeydir
AMA,
Her insana gerekli
Abıhayat gibidir .

MELAHAT ÇETİNKAYA
December 29

hangisi daha kolay

HANGİSİ DAHA KOLAY
Akortu bozuk hayatlarda yaşamaya devam etmek mi?Yoksa hayatımıza yeni bir yön vermek mi?

Ya da öfke tohumlarını daha da büyütmek mi ?

Unutmak mı? Ufak hataları hoşgörmemek mi? Affetmek mi?

Hangisi daha kolay ?

Bahaneler uydurmak mı? Nerde hata yaptım diye düşünmek mi?

Ya Hoşgörüye ne oldu? Geçen zamanda mı kayboldu ? Yoksa biz mi unuttuk?

Neler oldu da büyüdükçe,çocukluğumuzdan gelen o saf neşeyi kaybettik?

Hayatın korkunç hızında nereye gidiyoruz diye kaç kişi soruyor kendine?

Kaçımız bugünün güneşini hissediyor,tüm sıkıntıları o anda unutup, huzur buluyor ?

Fedakarlığa ne oldu? Kaçımız hatırlıyor fedakarlığın ne olduğunu ? Yoksa o da mı bulunmaz hint kumaşı oldu?

Kaçımız kendimize yalan söylemiyor? Kendini irdeleyebiliyor, dürüst olabiliyor, ne istediğini biliyor ve cesaretini toplayıp, hayallerinin peşinde gidebiliyor?

Hangimiz gerçekten “biz” olduğumuz için sevildik ?

Kaçımız “doğru insanları”bulup, neden – sonuç ilişkilerine girmeden, kaygı denizinde boğulmadan değerini bildik ?

Ve Kaçımızın, ” doğru insan ” olmamıza rağmen, kıymeti bilindi ?

Peki kaçımız ” kendi gerçek değerimizin” farkına vardık?

Ve Kaçımız gerçek değerimizin farkına varıpta, içi kof ruhlara hayır diyebildik ?

Şu anda kaçımızın gerçekten dostu var ? Söyleyin neler oluyor bize ? Hep biz mi yanlışız yoksa karşımızdakiler mi?

Dürüst olmaya çalışan ve dürüstlükten korkmayan kaç kişi var aramızda? Dürüst olanlarda pes ediyor artık farkında mısınız ?

Boşluk içindeki kalıplara sıkışmışız herbirimiz. Nefes alamıyoruz, boğuluyoruz. Neden ?

Kaçımızın elinde aynası var ruhuyla konuştuğu ? Ne kadar ruhumuza yabancılaştık.

Farkında mısınız ? Sadece bedenleri sever olduk. İçindeki ruhları yok saydık.

Herşeyi bir anda yaşamayı ne kadar sever olduk.. Beklemeyi unuttuk. Verilen sözleri tutmayı da.Söz verdikten sonra o sözü unutmak ne kadar moda oldu.

Verilen sözleri unuttuk yerine bencilliği koyduk.Güvenmeyi unuttuk. Yalanı çok sevdik,

Bir yanımız riya, bir yanımız çıkar oldu. Peki ” yalın sevgiye ” ne oldu ?

Parayı hayatın en kıymetlisi olarak kabul ettik. Dostluğu unuttuk. Kırıldık.

Kırıldıkça vicdanımızı kaybettik. Peki hayatın asıl anlamına ne oldu şimdi ?

Kaçımız kendi yansımamızı dürüstçe ortaya koyduk ve bu benim dedik ? Yapabilen kaçımız, kaç kere kırıldı, incindi kimbilir?

Farkında mısınız : “Biz yalansız, dolansız sevilmeyi ” unuttuk. Bunu bize karşı başarabilen insanlara inanmaz , güvenmez olduk. Onlara ” koca bir yalan” gibi bakar olduk.

Çünkü biz ” yalın olarak sevmeyi, güvenmeyi” unuttuk.

Peki bu sonsuz ikilemde , sadece aklar ve karalar içinde, hangisi doğru ?

Kendimizi,olduğumuz gibi ortaya koyacak cesaret mi, yoksa maskeli baloda, binbir maskeyle dans etmeye devam etmek mi…?
December 13

aşk yüzünden

Aşk Yüzünden...
 07 Aralık 2009 Pazartesi, 20:48
Kulağımın içi kaşınıyor. Felaket. Önce azar azar başlıyor kaşıntı,geceleri. Sonra artıyor.
Kaşımak da bir zor ki kulağın içini. Bir türlü geçmiyor.

'Ne yapsam acaba?' diyorum. Günler geçtikçe daha da artıyor. Doktora gitmeye karar veriyorum. Arkadaşlarıma soruyorum.'Tanıdığınız iyi bir kulak burun boğazcı var mı?' diye. 'N'oldu ki?' diye soruyor arkadaşlarım. 'Kaşınıyor kulağım' diyorum.

'Uyuyamıyorum geceleri, kulak kaşınmasından!'

Bir doktorun adını söylüyor bir tanesi. 'Çok iyi doktordur' diyor. 'Kimsenin çözemediğini çözer, iyileştiremediğini iyileştirir.' Gidiyorum doktora. Gözlüklü, şirin bir amca. Elinde bir büyüteç, kulağıma bakıyor.Şaşırıyorum önce.

'İçinde kaşıntı var' diyorum. 'Öyle büyüteçle ne anlayacaksınız ki?'

'Yok' diyor, 'Ben çoktan anladım ne olduğunu da, şimdi daha iyi görmek için bakıyorum.'

'Nedir?' diyorum doktora.

'Eski sözler kaçmış kulağınıza' diyor...

'Nasıl yani?' diyorum. 'Kimin sözleri?'

'Bakacağız' diyor.

Sonra bir alet çantasından kocaman, ucu ince, cımbıza benzer bir alet çıkarıyor.

'Yan durun. Kıpırdamayın' diyor bana. Biraz irkiliyorum. 'Eski sözler' diyorum, 'Ha?'...

Cımbızın ucu kulağıma giriyor, canımı acıtmıyor nedense...

'Bir erkek sesi bu' diyor... Sanki bir uğultu duyuyorum. Cımbızı çıkarıyor kulağımdan.

'Yalan kaçmış kulağınıza!' diyor.... doktor.

Yalana bakıyorum. Küçücük bir şey gibi gözüküyor...

'Vay be!... Günlerdir kulağımı kaşındıran bu muymuş?

'Hangi yalan peki?' diyorum.

'Durun, bekleyin' diyor doktor. 'Dikkatli olmamız lazım. Tekrar kulağınıza kaçabilir. Önce şu deney tüpünün içine koyalım. Sonra serbest bırakırız.'

Yalanı tüpün içine koyuyor... Kapağını da kapıyor tüpün. Serbest kalıyor yalan...

'Seni seviyorum' diye cılız bir ses geliyor tüpün içinden...

'Yalanmış ha?' diyorum.

Kulağım bile anlamış, kalbim hala anlamıyor...

" Aşk Yüzünden "



December 07

anne

Bir acı denizinde kayboldu umutlarım
Ağlarım dalgalardan görülmez gözyaşlarım
Bir boşluğa asılmış kanayan fotoğrafın
Gecelerde çırpınır ebruli kanatların

Nerde masallarım o masum hayallerim
Ben ne zaman büyüdüm anne, kirlendi ellerim
Nerde sevinçlerim o bahar gülüşlerim
Ben ne zaman güz oldum anne döküldü çiçeklerim

Küçücük bir ümit sür solan gözbebeğime
Daldan kopan yaprak gibi yalnızım yalnız anne
Bir masal kuşu uçur üşüyen düşlerime
Kayboldum kör sokaklarda gel de bul beni anne

Nerde masallarım o masum hayallerim
Ben ne zaman büyüdüm anne, kirlendi ellerim
Nerde sevinçlerim o bahar gülüşlerim
Ben ne zaman güz oldum anne döküldü çiçeklerim....
December 06

çiçek ile suyun aşkı

Günün birinde bir Çiçek ile Su karşılaşır ve arkadaş olurlar...
İlk önceleri güzel bir arkadaşlık olarak devam eder birliktelikleri...
Tabii zaman lâzımdır birbirlerini tanımaları için...

Gel zaman git zaman; Çiçek o kadar mutlu o kadar mutlu olur ki, mutluluktan içi içine sığamaz artık ve anlar ki... Su'ya âşık olmuştur...

İlk kez âşık olan Çiçek, etrafa kokular saçar;

- "Sırf senin hatırın için ey Su! "diye...

Öyle zaman gelir ki, artık Su da içinde Çiçeğe karşı birşeyler hissetmeye başlamıştır; zanneder ki Çiçeğe âşıktır.
Ama... Su da ilk defa âşık oluyordur...

Günler, aylar birbirini kovalar ve Çiçek:

- "Acaba Su beni seviyor mu ?" diye düşünmeye başlar.

Çünkü Su, pek ilgilenmez Çiçekle...
Halbuki Çiçek alışkın değildir böyle bir sevgiye ve dayanamaz, Su'ya:

- "Seni Seviyorum" der.

Su:

- "Ben de Seni Seviyorum..." karşılığını verir.

Aradan zaman geçer, Çiçek yine:

- "Seni Seviyorum..." der.

Su, yine:

- "Ben de..." der.

Çiçek, sabırlıdır.
Bekler... Beklerr... Beklerrr...
Artık öyle bir duruma gelir ki, Çiçek koku saçamaz etrafa ve son kez Su'ya:

- "Seni Seviyorum..." der.

Su da ona:

- "Söyledim ya, Ben de Seni Seviyorum..." der.

Ama gün gelir Çiçek yataklara düşer, hastalanmıstır artık. Rengi solmuş, çehresi sararmıştır Çiçeğin...
Yataklardadır artık, Su da başında bekler Çiçeğin, yardımcı olmak için sevdiğine...
Bellidir ki artık Çiçek ölecektir ve son kez zorlukla başını döndürüp; Çiçek, Su'ya der ki:

- "Seni Ben Gerçekten Seviyorum..."

Su çok hüzünlenir bu durum karşısında ve son çare olarak bir doktor çağırır, "Nedir Sorun?" diye...
Doktor gelir ve muayene eder Çiçeği... Sonra şöyle der:

- " Hastanın durumu ümitsiz; artık elimizden birşey gelmez..."

Su merak eder sevgilisinin ölümüne sebep olan hastalık nedir diye ve sorar doktora...
Doktor, şöyle bir bakar Su'ya ve der ki:

-"Çiçeğin bir hastalığı yok dostum... Bu Çiçek sadece susuz kalmış, ölümü onun için..."

Ve anlamıştır ki Su; Sevgiliye Sadece "SENİ SEVİYORUM..." demek yetmemektedir...
November 28

YAŞAMK

Yaşamın Kıymetini Bil ...

YAŞAMAK fırsattır , yararlanmayı bil..

YAŞAMAK güzelliktir, kıymetini bil..

YAŞAMAK mutluluktur, tatmayı bil..

YAŞAMAK rüyadır, gerçekleştirmeyi bil..

YAŞAMAK meydan okumasıdır hayatın sana, karsı çıkmayı bil..
¸.•“´`“•.¸ “•.¸•¸.•“ ¸.•“´`“•.¸ “•.¸•¸.•“ ¸.•“´`“•.¸
`“•.¸ ¸.•´´ .•“´•`“• `“•.¸¸.•´´ .•“´•`“•. `“•.¸ ¸.•´´
YAŞAMAK görevdir, tamamlamayı bil..

YAŞAMAK oyundur, oynamayı bil..

YAŞAMAK servettir, korumayı bil..

YAŞAMAK bilmecedir, çözmeyi bil..

YAŞAMAK hüzündür, asmayı bil..

¸.•“´`“•.¸ “•.¸•¸.•“ ¸.•“´`“•.¸ “•.¸•¸.•“ ¸.•“´`“•.¸
`“•.¸ ¸.•´´ .•“´•`“• `“•.¸¸.•´´ .•“´•`“•. `“•.¸ ¸.•´´

YAŞAMAK verilmiş bir sözdür, tutmayı bil..

YAŞAMAK şarkidir, söylemeyi bil..

YAŞAMAK mücadeledir, kabullenmeyi bil..

YAŞAMAK trajedidir, göğüslemeyi bil..

YAŞAMAK şanstır, kullanmayı bil..
¸.•“´`“•.¸ “•.¸•¸.•“ ¸.•“´`“•.¸ “•.¸•¸.•“ ¸.•“´`“•.¸
`“•.¸ ¸.•´´ .•“´•`“• `“•.¸¸.•´´ .•“´•`“•. `“•.¸ ¸.•´´

YAŞAMAK çok kıymetlidir, mahvetmemeyi bil..

YAŞAMAK savaşmaktır, ne uğruna savaşacağını bil..

¸.•“´`“•.¸ “•.¸•¸.•“ ¸.•“´`“•.¸ “•.¸•¸.•“ ¸.•“´`“•.¸
`“•.¸ ¸.•´´ .•“´•`“• `“•.¸¸.•´´ .•“´•`“•. `“•.¸ ¸.•´´

Ve.. YAŞAMAK Hayat Vermektir..

YAŞAMAK Paylaşmaktır..
November 24

ögretmenim

ÖĞRETMENİM ..
Çok seversin çocukları
Canın bilirsin onları
Yetiştiririr başbakanı
Anılmazssın öğretmenim ...

Eğitimin neferisin
Ülkeye ışık verirsin
Daim sözünün erisin
Dönemezssin öğretmenim.

Arı gibi çalışırsın
Ballarını dağıtırsın
Kıt kanaat yaşayansın
Yorulmazssın öğretmenim .

Hiçbir hakkın sendikan yok
Yarı açsın yarı da tok
arayanın soranın yok
Darılmazssın öğretmenim .

Gelen vurur giden vurur
Kıymet bilen selam durur
Devlet seni hep unutur
Yerinmezsin öğretmenim .

Omurgasız olamazssın
Öyle her kaba sığmazssın
Sürgün gider hapis yatar
Yine yolundan şaşmazsın.

Gelince yirmidört kasım
Bir günlüğüne sultansın
Hamasetle anıp seni
Sonra unutan utansın .

Cumhuriyet kalesisin
Devrimlerin bekçisisin
ATATÜRK ün gür sesisin
Susma sakın öğretmenim .

MELAHAT ÇETİNKAYA
November 23

çoçuklarnzla konuşun

 Çocuklarınızla konuşun...

Bir gün susmayı öğrendim. Öyle bir sustum ki belki sonsuza kadar susacaktım. Çünkü susmak benim küçücük dünyamda babamla kurduğum iletişim tarzıydı. Babam akşamları eve yorgun dönerdi.
Ben bütün gün evde sıkılır, onun gelişini iple çekerdim. Daha o kapıdan girer girmez boynuna atılır onunla oynamak isterdim. Babam sarılır, öper sonra da, hadi odana git, derdi. Yemek hazırlanınca annem çağırır bu defa masada bir araya gelirdik babamla. Onlar annemle konuşurken ben araya girer, sesimi duyuramayınca da bağırırdım. Babam sinirlenir, 'Bütün gün insanlara kafa patlatmaktan bunaldım, birde sen kafamı ütüleme!' derdi. Annem de 'Bütün gün zaten seninle uğraştım, bir çift laf da mı konuşturtmayacaksı n babanla?' diye çıkışır, beni odama gönderirdi.
Çaresiz bir şekilde boynumu büker odama yani hapishaneme doğru yol alırdım. Babam arkamdan, 'Bizim bir odamız bile yoktu, her şeye sahip, hâlâ ne istiyor anlamadım.' diye bağırmaya devam ederdi. 'Keşke benim de
bir odam olmasaydı, keşke bizim de evimiz bir odalı olsaydı da hep birlikte otursaydık' derdim içimden; ama yüksek sesle söylemeye cesaret edemezdim.

Yemekten sonra babam kanepeye uzanır, eline kumandayı alır, televizyon seyrederdi. Beni yanına çağırır biraz severdi. Onun izleyeceği önemli birşey varsa beni adeta yerimden bile kıpırdatmazdı. Azıcık hareket edip koşup oynamaya çalışsam oda hapsim yeniden başlardı. Bir gün anladım
ki susunca babamla daha iyi anlaşıyoruz. Bu defa susarak yapabileceğim oyunlar geliştirmeye başladım.

Önce resim yaparak başladım işe. Babam çizdiğim resimleri çok beğeniyor; 'Bak, böyle uslu uslu oyna işte.' diyordu. Babam bazen göz ucuyla bakıyor, resimle ilgili bir şey sorsam afallıyordu. Ama bana kızarak beni artık odama göndermiyordu. 'Son günlerde ne de akıllandı benim oğlum.' diye komşulara anlatıyordu annem halimi.

Resimlerim arttıkça ortalık dağılmaya başladı. Annem 'Odanı topla!'diye odama kapattığında işe nereden başlayacağımı bilemiyordum. Ben bunlarla uğraşırken zaman geçiyor; ama odamı toparlamayı beceremiyordum.
Annem odama gelip 'Bak sana resim yapmayı yasaklayacağım. ' dedi bir gün. Susuyor olmamı usluluk olarak değerlendiren ailem resim yapmayı da elimden
alırsa ben ne yapacaktım?

Bu düşüncelerle bir aile tablosu yaptım. Babam eve gelince uygun zamanı kolladım. Her zamanki gibi yemekler yendi, odaya geçildi. Babam oturur oturmaz çizdiğim resmi getirdim. Babam baktı. Hım, dedi 'Çok güzel olmuş. Bu adam benim herhalde.' dedi. Ben 'Hayır o adam değil, bu çocuk sensin.'dedim. O 'Hayır, bu adam benim, bu çocuk sensin, bu küçük kız da arkadaşın.'dedi. Ben yine 'Hayır, o büyük adam benim, bu küçük adam sensin, bu küçük kız da annem.' dedim. Babam benimle uğraşmaktan vazgeçip: 'Peki neden bizi küçük çizdin?' dedi. Heyecanla başladım anlatmaya. Ben büyüyüp adam olacağım. İş bulup çalışacağım. Siz yaşlanıp küçüleceksiniz. Beliniz ükülecek, komşumuz Ahmet amca ile Ayşe teyze gibi küçücük kalacaksınız. Ben işten geldiğimde yorgun olacağım.
Siz benimle konuşmaya çalıştığınızda işyerinde kafam şişmiş olacağından sizi duymayacağım bile. Siz benimle bir şeyler paylaşmak istediğinizde 'Hadi odanıza çekilin de kafa dinleyeyim.' diyeceğim. Ve bir de bağıracağım 'Her şeylerini alıyorum. Sıcacık odaları da var, daha ne istiyorlar' diye.

Annemle babamın gözleri fal taşı gibi açılmıştı.
Duyduklarına inanamıyorlardı .. Bana sarılıp beni öyle içten bir okşayışları vardı ki sonsuza kadar konuşsam hiç bıkmadan dinleyecekler gibiydi.


Farkında' Olmalı İnsan...

Kendisinin, Hayatın Olayların,
Gidişatın Farkında Olmalı.

Ömür Dediğin Üç Gündür, Dün Geldi Geçti Yarın
Meçhuldür, O Halde Ömür Dediğin Bir Gündür, O Da Bugündür.
November 20

4 mum

DÖRT MUM
Bilsek de, hatırlamakta yarar var.Dört tane mum usul usul yanıyordu…Ortalık o kadar sessizdi ki, mumların konuşmalarını duyabiliyordunuz…Birinci mum dedi ki:”Ben BARIŞ‘ım.!Ama kimse benim yanmama yardımcı olmuyor. Sanırım yakında söneceğim.” Alevi hızla azaldı ve sonunda tamamen söndü.İkinci mum:”Ben VEFA‘yım.!Ne yazık ki artık vazgeçilmez değilim. Onun için, bundan sonra yanıp durmamın bir anlamı kalmadı.” Sözlerini tamamladığında esen hafif bir rüzgar onu tamamen söndürdü…Sırası geldiğinde üçüncü mum, hüzünlü bir sesle dedi ki:”Ben SEVGİ‘yim !Yanacak gücüm kalmadı. İnsanlar beni unuttu, değerimi anlamıyorlar. En yakınlarını sevmeyi bile unuttular.”Sevgi de daha fazla beklemeden sönüp gitti… Ansızın..!Odaya bir çocuk girdi ve üç mumun da yanmadığını gördü.”Neden yanmıyorsunuz? Sizin sonsuza kadar yanmanız gerekmiyor muydu?” dedi.Ve ardından ağlamaya başladı…O zaman dördüncü mum konuşmaya başladı:”Korkma, ben yandığım sürece öteki mumları da yeniden yakabiliriz, ben UMUT‘um!”Çocuk parlayan gözleriyleUMUT mumunu aldı ve öteki mumları birer birer yaktı…
November 19

YÜREGİNİZDEKİ MELEK

Japonya`da bir cocuk 10 yaslarindayken bir trafik kazasi
gecirmis ve sol kolunu kaybetmis.
Oysa cocugun buyuk bir ideali varmis. Buyuyunce iyi bir judo ustasi olmak istiyormus.
Sol kolunu kaybetmekle birlikte, bu hayali de yikilan cocugunun buyuk bir depresyona girdigini goren babasi, Japonya`nin unlu bir Judo ustasina gidip yapilacak bir seyin olup olmadigini sormus..
Hoca: Getir cocuğu ..bir bakalim, demis.
Ertesi gun baba-ogul varmislar hocanın yanina.. Hoca cocugu suzmus ve: Tamam demis.. Yarin esyalarini getir, Calismalara basliyoruz.
Ertesi gun cocuk geldiginde hocasi ona bir hareket gostermis ve "bu hareketi calis" demis.
Cocuk bir hafta ayni hareketi calismis.. Sonra hocasinin yanina
gitmis. Bu hareketi ogrendim baska hareket gostermeyecek misiniz?"
diye sormus.
Hocanin cevabi: - Calismaya devam et olmus...
2 ay,3 ay,6 ay derken cocuk okuldaki bir yilini doldurmus.. Cocuk bu bir yil boyunca hep o ayni hareketi tekrarlamiş.
Hocanin yanina tekrar gitmis: Hocam bir yildir ayni hareketi
yapiyorum bana baska hareket gostermeyecek misiniz?
- Sen ayni hareketi calis oglum. Zamani gelince yeni harekete
geceriz..
2 yil ,3 yil, 5 yil derken cocuk judodaki 10. yilinı doldurmus.
Bir gün hocasi yanina gelip. ..."Hazir ol ! " demis.. "Seni buyuk
turnuvaya yazdirdim. Yarin maca cikacaksin!"..
Delikanli sok olmus.. Hem sol kolu yok hem de judo da bildigi tek hareket var.
Unlu judocularin katildigi turnuvada hicbir sansinin olmayacagini dusunmus; ama hocasina saygisindan ses cikarmamis.
Turnuvanin ilk gunu delikanli ilk musabakasına cikmis. Rakibine
bildigi tek hareketi yapmis ve kazanmis. Derken.. ikinci ,ucuncu
mac....ceyrek, yari final ve final...
Finalde Delikanlinin karsisina ulkenin son on yilin yenilmeyen
sampiyonu cikmis. ....
Tam bir ustat, delikanli dayanamayip hocasinin yanina kosmus..
"Hocam hasbelkader buraya kadar geldik ama rakibime bir bakin hele.. Bende ise bir kol eksik ve bildigim tek bir hareket var.. Bu kadar bana yeter.. Bari cikip ta rezil olmayayim izin verin turnuvadan cekileyim.."
- Olmaz demis hocasi. Kendine guven, cik dovus. Yenilirsen de
namusunla yenil.
Caresiz cikmis musabakaya. Mac baslamıs. Delikanli yine bildigi o tek hareketi yapmıs ve tak.! Yenmis rakibini sampiyon olmus. Kupayi aldiktan sonra hocasinin yanina kosmus:
-Hocam nasil oldu bu is? Benim bir kolum yok ve bildigim tek bir hareket var.Nasil oldu da ben kazandim ?
-Bak oglum 10 yildir o hareketi calisiyordun. O kadar cok calistin ki, artik yeryuzunde o hareketi senden daha iyi yapan hic kimse yok.
Bu bir,
İkincisi de o hareketin tek bir karsi hareketi vardir. Onun icin de rakibinin senin sol kolundan tutmasi gerekir.!
Bunu anlatan kisi bir de sunu ekledi:
" İnsanlarin eksiklikleri bazen, ayni zamanda en guclu taraflari olabilir: Ama yeter ki bu eksiklik kafalarinda olmasin..!!"

November 17

yaşama sevinci

Yaşama Sevinci ..

Hayatta bu kadar mutlu olmayı gerektiren şeyler varken
Üzülmek niye, kendimize eziyet çektirmek niye
Bir düşünün sizi mutlu edebilecek ne kadar çok şey var
Bir bebeğin gülüşü, sevdiğiniz insanın sizi sımsıkı sarması
Annenizin şefkatli kucağı
Daha yüzlerce küçük olay sizi mutlu edebiliyor
Hayatı sevin, her dakikanızı, her saniyenizi doya Doya yaşayın
Çünkü hayat ulaşılmak istenen bir yoldur ve
Bu yolun uzunluğu hiç bilinmez , siz bu yolda ilerlersiniz
Karşınıza bir engel çıkar , siz bu engeli aşıp
Yolkunuza devam edersiniz,
Yada, bu engeli aşamazsınız
Ve bu sizin yolunuzun sonu olur yani ÖLÜM
Hayatınızın anlamını, ölümden dönen bir insana sorun
Yada ölmeyi bekleyen
Yaşamdan hiçbir umudu olmayan bir insana sorun
O zaman düşünün !! ,Değer mi üzülmeye
Bu güzelim hayatı doya doya yaşamak varken
Artık üzülmeyi bırakın ve GÜLÜN !!!!
November 16

eger tanısaydım seni

EĞER TANISAYDIM SENİ
 10 Kasım 2009 Salı, 19:20




EĞER TANISAYDIM SENİ

Eğer tanısaydım seni
Bir başka severdim hayatı
Resmini bulutlara çizer
Renklerimle boyardım

Bir deli şair olurdum belki
Sığdıramazdım seni şiirlere,mısralara
Büyürdün içimde büyüdükçe
Dolu dolu yaşardım yüreğimde

Küsmezdim yarınlarıma,gücenmezdim
Karalardım umutsuzluğun üzerini
Yerine seni yazardım büyük harf ile
Görenler kıskanırdı bizi

Bir fırtına olurdum belki de
Eserdim delice mutluluktan
Bazen sen olurdum,bazen ben
Alır başımı savrulurdum kimbilir nerelere

Eğer tanısaydım seni
Yıldızları mesken tutar
Her gün geceye kavuştuğunda
Sen olurdum gökyüzünde

İşte sevgili
Olur da seni tanısaydım bir gün
Sevdaların en delisini
Aşkların en güzelini yaşardım

EĞER TANISAYDIM SENİ ……



NESLİHAN UYGUÇ-KASIM 2009
November 10

atam çok özledk seni

Denizler ağlamıştı o sabah
Rengi bile kırmızıydı artık,
Kumlar denize sarılıp ağladılar.
Yıkamamıştı düşman bile bizi,
İlk defa halkının kalbi buz gibi,
Adının yanına yazdın adımızı.
Şehitlerimiz kanıyla boyadı BAYRAĞIMIZI,
Pişman olmadı verdiklerine GAZİMİZ,
ATAM bil ki izindeyiz.
Güller yandı kalplerde.
Özgürlüktü, halkımın tek isteği,
Ölüm sinsice yaklaştı sana,
Kurtuluşu vaat eti büyülü sesi,
Şehitler karşıladı seni.
Gidişin ağlatı bizi ve cennette melekleri,
Dönmedi yüzünü güneşe, ay çiçekleri,
Gelincikler döktü yapraklarını kederden,
Günü çevirdi karaya geceden.
Seni anlatacak çocuklarına analar,
Köylü kızların ninnilerinde ümitler,
Sana sevgimiz, bin bir umutlar.
Seninle yok etik acı hüzünleri,
Eserlerin, vatanın her yerinde,
Hatırlatır bize geçmişimizi,
Halkın sevmez mi seni?
Sen rahat uyu ATAM, biz koruruz,
Bize bıraktığın, VATANI, BAYRAĞI VE SENİN SEVGİNİ…

Sevinç Şimşek 09 Kasım, 23:59
Bugün, 23:57
November 05

BENİMLE Bİ FİNCAN KAHVE İÇERMİSİN?

Mayonez Kavanozu ve 2 Fincan Kahve: Ne zaman hayatında bazı şeyler taşınamaz hale gelirse, ne zaman 24 saat kısa gelmeye başlarsa, o zaman mayonez kavanozu ve 2 Fincan kahveyi hatırlayınız! Bir gün bir Felsefe profesörü, elinde birkaç kutu olduğu halde derse gelir. Ders başladığında, hiçbir şey söylemeden, önüne büyükçe bir mayonez kavanozunu alır ve ağzına kadar tenis topları ile doldurur ve öğrencilere kavanozun dolup dolmadığını sorar. Öğrenciler ittifakla kavanozun dolduğunu ifade ederler, Bu sefer profesör önündeki kutulardan bir tanesinden aldığı çakıl taşlarını, çalkalayarak kavanoza döker, böylece çakıl taşları kayarak, tenis toplarının aralarındaki boşlukları doldurur ve öğrencilere tekrar kavanozun dolup dolmadığını sorar, onlar da 'evet' doldu derler, profesör bu defa masanın üzerindeki diğer kutuyu eline alır ve içindeki kumu yavaşça kavanoza döker. Tabii Ki kumlar da çakıl taşlarının aralarındaki boşlukları doldurur. Ve tekrar öğrencilere kavanozun dolup dolmadığını sorar, Öğrenciler de koro halinde 'evet' derler. Bu sefer profesör masanın altında hazır bekleyen 2 fincan kahveyi alır ve kavanoza boşaltır, Kahve de kumların arasında kalan boşlukları doldurur. Öğrenciler gülerler! Profesör öğrencilerin gülüşünü destekleyerek 'eveet' Diyerek; Ben ' Bu kavanozun sizin hayatınızı simgelediğini ifade etmeye çalıştım ' der. Şöyle ki; Bu tenis topları hayatınızdaki önemli şeylerdir; aileniz, çocuklarınız, sıhhatiniz, arkadaşlarınız ve sizin için önemli olan şeylerdir. Diğer şeyleri kaybetseniz de, bu önemli şeyler kalır ve hayatınızı doldurur. O çakıl taşları ise daha az önemli olan diğer şeylerdir; işiniz, eviniz, arabanız vs. Kum ise diğer ufak tefek şeylerdir. 'Şayet Kavanoza önce kum doldurursanız...' diye, anlatmaya devam eder, 'çakıl taşlarına Ve özellikle de tenis toplarına (yeterli) yer kalmaz. Aynı şey hayatımız için de geçerlidir. Vaktinizi ve enerjinizi ufak tefek şeylere harcar, israf ederseniz, önemli şeyler için vakit kalmayacaktır . . Dikkatinizi mutluluğunuz için önem arz eden şeylere çevirin. Çocuklarınızla oynayın. Sağlığınıza dikkat edin. Eşinizle yemeğe çıkın.
Evinizin ihtiyaçlarını karşılayın. Öncelikle tenis toplarını kavanoza yerleştirin. Öncelikleri, sıralamayı iyi bilin . Gerisi hep kumdur. Bu Ara Bir öğrenci sorar; 'Peki, O iki fincan kahve nedir?' Profesör gülerek: 'Bu soruyu bekliyordum, Hayatınız ne kadar dolu olursa olsun, her zaman dostlarınız ve sevdiklerinizle bir fincan kahve içecek kadar yer vardır !!! '
October 27

BABAM SEYREDİYORDUR

Babam seyrediyor!
 Dün, 14:07
Babam seyrediyor!

Ortaokulda okuyan ve kısa bir süre önce annesini kaybeden genç, babasıyla birlikte yaşıyordu. Babasıyla aralarında çok güzel bir dostluk vardı. Genç, okulun futbol takımındaydı. Takımdaydı ama, ufak-te-fek yapısı ve tecrübesizliği nedeniyle hocası ona bir turlu maçlarda görev vermiyordu. Bu yüzden, her maçta yedek kulübesinde oturuyordu. Buna rağmen, babası hiçbir maçı kaçırmaz ve hep ayağa kalkıp tezahürat yapardı.
Liseye girdiğinde sınıfının yine en sıska öğrencisiydi gencimiz. Fakat babası onu hep futbol oynamaya teşvik etti-, bununla birlikte, eğer istemezse oynamaya-bileceğini de belirtti. Delikanlı futbolu seviyordu ve takımda kalmaya karar verdi. Her idmanda elinden geleni yapıyor ve takımın as oyuncularından biri olmaya çalışıyordu. Bütün lise hayatı boyunca hiçbir idmanı veya maçı kaçırmadı. Ama sürekli yedek kulübesinde oturmaktan kurtulamadı. İnançlı babası ise her zamanki gibi tribünlerde yerini alıyor ve oğlunu destekleyici tezahüratlarda bulunmaya devam ediyordu.
Genç, üniversiteye başladığında futbol onun için önemini Kaybetmeye yüz tuttu, ama yine de elinden geleni yaptı. Herkes onun okul takımına giremeyeceğinden emindiyse de, bunu başardı. Takımın antrenörü onu listeye dahil ettiğini, çünkü her idmana yüreğini koyduğunu ve takımın diğer üyelerini de şevke getirdiğini itiraf etti. Takıma girebildiği haberi onu o denli heyecanlandırdı ve sevindirdi ki, soluğu en yakın telefon kulübesinde aldı ve babasına müjdeyi verdi. Onun bu mutluluğunu paylaşan babası, kendisine maçların sezonluk biletlerini göndermesini istedi.
Üniversitedeki dört yıl boyunca hiçbir idmanı kaçırmayan genç, ne yazık ki hiçbir maçta oynayamadı. Futbol sezonunun sonlarına doğru, büyük bir eleme maçının idmanı için sahaya çıkmaya hazırlanan gencin yanına, elinde bir telgrafla antrenörü geldi. Delikanlı telgrafı okuyunca ölüm sessizliğine büründü. Güçlükle
yutkunarak hocasına şunları söyleyebildi: "Bu sabah babam ölmüş. İzninizle bugünkü idmana gelmesem?" Hocası kolunu şefkatle omzuna doladı ve "Bu hafta dinlen evlat" dedi, "Cumartesi günkü maça gelmeyi de aklından geçirme."
Cumartesi geldi çattı, ama okul takımının durumu hiç de iyi değildi. Maçın sonlarına doğru, bir kişi soyunma odasına sessizce girdi, formasını ve futbol ayakkabılarını giyip sahanın kenarına çıktı. Babası ölen ufaklıktı bu! Antrenör ve oyuncular azimli arkadaşlarını bu kadar kısa sürede tekrar aralarında görmekten dolayı son derece şaşırmışlardı.
Hocasının yanına giden genç "Lütfen izin verin oynayayım" dedi. "Bugün oynamak zorundayım." Hocası önce onu duymamış gibi davrandı. Böylesine zor bir eleme maçında takımının en kötü oyuncusunu sahaya çıkarmasına imkan olmadığını düşünüyordu. Ama genç o kadar ısrar etti ki, sonunda ona acıyan hocası razı oldu: "Pekala, oyuna girebilirsin."
Gencin oyuna girmesinin üstünden çok geçmemişti ki, hem hoca, hem oyuncular, hem de maçı izleyenler gördüklerine inanamadılar. Daha önce hiç oynamamış olan bu meçhul ufaklığın her hareketi harika, attığı her pas isabetliydi. Karşı takımın oyuncuları onu durdura-mıyordu. Koşuyor, pas veriyor, savunmaya yardım ediyor ve maçın yıldızı olarak parlıyordu. Sonunda, gencin takımı aradaki farkı kapattı, nihayet atılan bir golle de beraberliği yakaladı. Ve son saniyelerde ufaklık topu
tek başına sürükleyip herkesi geçti ve galibiyet golünü attı. Maç bitmişti. Okulunun taraftarları sevinç çığlıkları atıyor, arkadaşları onu omuzlarında taşıyordu.
Seyirciler tribünleri terkettikten, oyuncular duşlarını alıp soyunma odasını boşalttıktan sonra, takımın hocası gencin köşede tek başına sessizce oturduğunu far-ketti. Yanına gidip "Evlat, inanamıyorum. Bugün bir harikaydın" dedi. "Sana ne oldu, bunu nasıl yaptın, anlat bana!"
Genç hocasına baktı, gözlerine yaşlar doldu ve şöyle dedi: , y.
"Babamın öldüğünü biliyorsunuz. Peki onun gözlerinin görmediğini biliyor muydunuz?" Delikanlı zorlukla yutkundu, gülümsemeye çalıştı: "Babam bütün maçlarıma geldi, çünkü görmediği halde beni desteklemek istiyordu. Ve ilk defa bugün beni oynarken görebilirdi. Ben de bu fırsatı kullanmak ve oynayabildiğimi ona göstermek istiyordum ve yukardan beni seyrediyordur..Dudu Dundar
 

Nottaki kişiler

Hiç kimse.

ÇINAR AGACI

Çınar Ağacı...

Ulu bir çınar ağacının yanında bir kabak filizi boy göstermiş.

Bahar ilerledikçe bitki çınar ağacına sarılarak yükselmeye başlamış.
Yağmurların ve günesin etkisiyle müthiş hızla büyümüş ve neredeyse çınar
ağacıyla aynı boya gelmiş.



Bir gün dayanamayıp sormuş çınara:

"Sen kaç ayda bu hale geldin agaç?"



"82 yılda" demiş çınar



"82 yılda mı?"
diye gülmüş ve çiçeklerini sallamış kabak,



"Ben neredeyse 2 ayda seninle aynı boya geldim bak!"...



"Doğru" demiş agaç, "doğru"...

Günler günleri kovalamış ve sonbaharın ilk rüzgarları başladığında kabak
önce üşümeye sonra yapraklarını düşürmeye, soğuklar arttıkça da aşağıya
doğru inmeye başlamış.



Sormuş endişeyle çınara:

"Neler oluyor bana ağaç?"

"Ölüyorsun" demiş çınar...

"Niçin?"

"Benim seksen iki yılda geldiğim yere sen iki ayda gelmeye çalıştığın
için"...


alıntı
October 25

SIRTIMDAN VURAN/DOST

EYVAH! SIRTIMDAN VURULDUM

Dostluk;
aslında en şeffaf ve en mağrur kelime. Bizlerin “dost” dediğimiz, sağ yanımıza aldığımız ve her fırsatta şefkatli bir omuz saydığımız dostlarımızı seçerken dikkat etmemiz gereken en önemli şey Hak rızası olmalıdır. Zira temelinde hak rızası olmayan paylaşımlara “dostluk” diyemeyiz. Bu olsa olsa menfaat birlikteliğidir ve ilk fırsatta da bu birlik bozulmaya mahkumdur.
Hayat denen yolculuğumuzda yaşadığımız olaylarda insanlar ya yanımızda ya karşımızdadırlar. Karşımızda olanlar ile mücadele bir ömür boyu kaçınılmazdır. Ama aslı riskli olanı karşımızdakiler değil yanımızdakilerdir. Zira karşımızdakilerin sıfatı zaten bellidir, nettir.
Yanımızda olanların da renkleri net olmalıdır ki ilişkiler sağlıklı olsun.İhanetler yaşanmasın. Yanımızdakilerle mücadele etmek zorunda kalmak yaşanılacak en büyük şanssızlıktır. “Bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim” der hükema. Şüphesiz söylenildiği zamanda değeri ne ise günümüzdeki değeri de fazlasıyla öyledir.

İnsanı rezil de eden, vezir de eden yanındakiler değil midir?
Düşününüz, “dost” dediğinizle birlikte bir yola çıkarsınız. Güven, sadakat, inanç ve samimiyetin esas olduğu bir yoldur bu. Bu menzilde giderken sizin bileğinizdeki güç olmalıdır dostunuz. Canınız sıkıldığında anlamalıdır hal lisanınızdan üzüntünüzü ve siz istemeden gelmelidir vefası en dost şekilde. Ama bütün bunlara rağmen siz dostunuzu her halîkârda yanınızda görmek isterken, o bırakın yanınızda olmayı size inancını dahi sorguluyor ise en kötüsü “ben herkesle iyi geçinmeliyim sen bak başının çaresine” diye düşünebiliyorsa ve bunu yüzünüze vurmaktan zerre kaçınmıyorsa iyisi mi siz boş verin gitsin. Konuşmaya bile değmez çoğu kez böylesi dostluklar. Zira "Her yerde olan hiç bir yerde değildir, bir yönde olan ise her yerdedir…"

İşte böylesi durumlarda çok güçlü olmanız gerekir. Aslında bütün ilişkilerinizde güçlü olmanız esastır..Zira dostluklarımızda gidişatı belirleyen en önemli etkendir kendi kişiliğimiz. Güçlü, karakterli, iradeli bir kişiliğe sahip isek doğal olarak yanımıza aldığımız zayıf iradeli, zayıf karakterli kişiler bizi taşıyamayacaklardır. Eğer bu konumdaki dostlarımız bizi ilk fırsatta yapayalnız bırakıp hatta karşımızda yer alıyorlarsa bu aslında onların suçu değildir, onları dost hanesine yazan bizlerin suçudur bana göre. Yani güçlü ve dengeli kişiliğimizin yanlış seçimlerimiz sonucu verdiğimiz fuzuli değerler nispetinde zayıf karakterler bizim için dezavantaj olacaktır. Öyle ki bu tarz kimselerden bir gün radikal bir şekilde zarar görmek kaçınılmazdır.

Bu sebeple yanımızda bulunan kişilerin bizi taşıyabilecek kişilerden seçimi çok önemlidir. Eşimiz, arkadaşımız, sevgilimiz, yakınlarımız, pozisyonları ne olursa olsun yanımızdakiler bizleri taşıyamayacak kadar ezik iseler en kolay tarifi ile bir gün bir vefasızlık sonucu yollarımızın ayrılması da kaçınılmazdır. İşte o zaman “Eyvah! Sırtımdan vuruldum” sözü ilk söylenen söz olacaktır. Çünkü yanımızdakilerin bu şahsiyet zayıflıklarını bile bile onlara itimat etmemiz, dost gözüyle güvenmemiz, ve olağan diğer gerçekleri göz ardı etmemiz değil midir bize bu sonu yaşatan şey? Kainatta her şey dengiyle beraberdir. Bizden gidenler de denk olamadıkları için gitmemişler midir? Neden bunu hiç düşünemeyiz?

Belki de düşünürüz de yine de vefamız dile gelir, konduramayız dost bildiklerimize.
Ama yinede değişmeyen gerçektir benim bunca yıllık hayat tecrübelerimden çıkardığım “Kime iyilik edip samimiyetimi paylaştı isem hep giderken sırtımdan vurdu” ifadesi. Bu benim yanlış dost seçimlerimin bir sonucu olduğu gibi “dost “ libasını giydirdiklerimin cisimlerinden de dar olmalarından kaynaklanmaktadır. Zira onların ezikliklerini, bizi her an satabileceklerini bile bile yıllarca yanımızda taşıyıp en yakınımızda tutuyor isek, sonuçlarından da şikayetimiz yine kendimize olmalıdır diye düşünüyorum. Neticede işte-aşkta-ve diğer kıstaslarda hayata sunumumuzu direkt olarak etkiyen bu dost dediklerimiz, bizden fıtraten ve konum olarak çok uzakta iseler o ilişkinin başarı şansı da yok denecek kadar az değil midir?

- Mesela yapılan iyilikler her fırsatta önünüze getiriliyorsa bu ilişkinin adı dostluk olabilir mi?
- Ya da sizin en çok ihtiyaç duyduğunuz anda sizden günlerce kaçanlar ne derece dostunuzdur?
- Peki sizin onurunuzu zedeleyenlerle bile bile dostluk gösterilerinde bulunanlar aynı anda size ne kadar dostturlar ve ve dostlukları ne derece güvenilirdir?..“Bir yerde olan her yerdedir, her yerde olan da hiçbir yerde değildir” denilmez mi o zaman.
- Peki ya yanınızda sandığınız bu kişi bu desteğini her fırsatta bir kayıp olarak düşünüyorsa?

Bu çizgiler uzadıkça uzar, gider… Gider de biz de saflığımızla, kalakalırız bir başımıza. Ama her şeye rağmen aynalara baktığımızda vicdanımız çok rahattır, gülümseriz sırf bu yüzden En iyi intikamın vicdan azabı olduğunu düşünerek. Zayıf ta olsalar herkesin sızlayacak bir vicdanı vardır elbet mevcutları oranında. Ve biz yine de mutluyuzdur her şeye rağmen... Çünkü yekünü az ama muhtevası kainatı örten çok nezih dostlarınız vardır. Ve onlar her koşulda sizinle beraberdir. Sizi taşır ve onure ederler gerektiğinde.. Üzüntünüz hafifler..
İçiniz genişler.. her şeyden önemlisi tebessüm edersiniz hayata yeniden hem de eskisinden daha pozitif ve güçlü bir şekilde.

İşte şimdi tam da çılgınca bağırmak ve dünyaya meydan okumak zamandır:

“Dünyanın en mutlu ve en şanslı insanı benim! Çünkü benim çok değerli dostlarım var !”
diye…

.............ALINTI.........
 
Photo 1 of 41