deniz yıldızı's profileduygu adlı kullanıcının ...PhotosBlogListsMore ![]() | Help |
duygu adlı kullanıcının alanı |
|||||||||||||||
|
Public folders
Ziyaret ettiğiniz için teşekkürler!yüreginizdeki güzelikleri .kırgınlıkları, üzüntüleri herne varsa hayata dair ,,, paylaştıgınız için teşekkürler saygı ve sevgilerle...
February 07 iyilik yap denize atMeloş Çetinkaya 07 Şubat,
İki arkadaş çölde yürüyorlardı. Yolculuk sırasında bir tartışma yaşandı ve arkadaşlardan biri ötekine tokat attı. Tokadı yiyen kişinin canı acıdı ama hiçbir şey söylemeden eğildi ve kuma şöyle yazdı:
“Bugün en iyi arkadaşım bana tokat attı.” İki arkadaş bir vahaya gelene dek yürümeye devam ettiler ve vahaya gelince de suya girmeye karar verdiler. Tokadı yiyen kişi bataklığa saplandı ve kurtulmak için çırpınmaya başladı. Arkadaşı onu kolundan çekerek baplandığı yerden çıkardı ve yaşamını kurtardı. Tokadı yiyen kişi boğulmaktan kurtulduktan sonra bir taşa şöyle yazdı: “Bugün en iyi arkadaşım yaşamımı kurtardı.” Tokadı atan ve arkadaşının yaşamını kurtaran kişi bu olay karşısında çok şaşırdı ve merakını yenemeyip arkadaşına sordu: “Canını acıttığımda kuma yazdın neden şimdi taşa?” Tokadı yiyen kişi bu soruyu şöyle yanıtladı: “Birisi canımızı yaktığında kuma yazmalıyız ki bağışlama rüzgarı silebilsin ama biri bizim için iyi bir şey yaparsa taşa kazımalıyız ki hiçbir rüzgar silemesin.”• February 02 ögrenmek Sonsuz bir karanlığın içinden doğdum. Işığı gördüm, korktum. Ağladım. Zamanla ışıkta yaşamayı ögrendim. Karanlığı gördüm, korktum. Gün geldi sonsuz karanlığa uğurladim sevdiklerimi. .. Ağladım. Yaşamayı ögrendim. Dogumun, hayatın bitmeye başladığı an oldugunu; aradaki bölümün, ölümden çalınan zamanlar oldugunu ögrendim.... Zamanı ögrendim. Yarıştım onunla... Zamanla yarışılmayacagını, zamanla barışılacağını, zamanla ögrendim... Insanı ögrendim. Sonra insanların içinde iyiler ve kötüler oldugunu... Sonra da her insanın içinde iyilik ve kötülük bulundugunu ögrendim. Sevmeyi ögrendim. Sonra güvenmeyi... Sonra da güvenin sevgiden daha kalıcı oldugunu, sevginin güvenin sağlam zemini üzerine kuruldugunu ögrendim. İnsan tenini ögrendim. Sonra tenin altnda bir ruh bulundugunu. .. Sonra da ruhun aslında tenin üstünde oldugunu ögrendim.. Evreni ögrendim. Sonra evreni aydınlatmanın yollarını ögrendim. Sonunda evreni aydinlatabilmek için önce çevreni aydınlatabilmek gerektigin ögrendim. Ekmeği ögrendim. Sonra barış için ekmegin bolca üretilmesi gerektigini. Sonra da ekmeği hakça üleşmenin, bolca üretmek kadar önemli oldugunu ögrendim. Okumayı ögrendim. Kendime yazıyı ögrettim sonra... Ve bir süre sonra yazı, kendimi ögretti bana... Gitmeyi ögrendim. Sonra dayanamayıp dönmeyi... Daha da sonra kendime ragmen gitmeyi... Dünyaya tek başına meydan okumayı ögrendim genç yaşta... Sonra kalabalıklarla birlikte yürümek gerektigi fikrine vardım. Sonra da asıl yürüyüşün kalabalıklara karşı olması gerektigine aydım. Düşünmeyi ögrendim. Sonra kalıplar içinde düşünmeyi ögrendim. Sonra sağlıklı düşünmenin kalıpları yikarak düşünmek oldugunu ögrendim. Namusun önemini ögrendim evde... Sonra yoksundan namus beklemenin namussuzluk oldugunu; gerçek namusun, günah elinin altindayken, günaha el sürmemek oldugunu ögrendim. Gerçegi ögrendim bir gün... Ve gerçegin acı oldugunu... Sonra kararında acının, yemege oldugu kadar hayata da lezzet kattığını ögrendim. Her canlının ölümü tadacağını, ama sadece bazılarının hayatı tadacağını öğrendim. Ben dostlarımı ne kalbimle ne de aklımla severim. Olur ya ... Kalp durur ... Akıl unutur ... Ben dostlarımı ruhumla severim. O ne durur, ne de unutur ... January 28 düşlerDüşlerde buluruz bazen mutluluğu, düşlere sığınırız, düşlerde severiz. Düşlerimize karışan olmaz. Gerçekten ulaşmadıklarımıza düşlerde varırız. Düşler kurarız mutluluklar üzerine, aşklar yaşarız düşlerde... Düşlerimiz sadece düşündüklerimizin olduğu bir dünya olur. Geçicide olsa mutluluğu buluruz. Aşka, sevgiliye ulaş...ırız. Neler yazılmadıki düşler üzerine..Ne şiirler, ne şarkılar... Şarkıda ne güzel diyor; Düşlerde sevdim seni söyleyemedim Sessiz öptüm nefesini söyleyemedim Sana ben şiirler sözler büyüttüm Sana ben baharlar yazlar büyüttüm Sana ben hummalı gizler büyüttüm Söyleyemedim Şarkılar yazdım sana okuyamadım Hep yanımdaydın oysa dokunamadım Sana ben hayaller düşler büyüttüm Sana ben gözümde yaşlar büyüttüm Sana ben hummalı aşklar büyüttüm Söyleyemedim yada düşlerimizi emanet ediyoruz sevgiliye.... Senli Düşlerimi Eskitme Sakın Dilimin ucunda asılı kalan bir sen var Yüreğindeki darağacına asılı bir de ben Taşıyorum yokluğunu sırtımda ,ayaklarım titreyerek Düşme düşümden diye; Gözlerimi açmaya korkuyorum her sabaha Sensiz; Sonu olmayan bir hikayede,ardı sıra ne geleceği meçhul üç noktadan ibaret bir cümlenin öznesiyim,yüklemine yenik düşmüş Nefesim tenini yakardı bir zamanlar O kadar yakındın ki Nefes alsam, soluğun düğümlenirdi karşımda Yutkunsan beni çekerdin içine -Özlediğim,hayalini kurduğum tüm düşlerimi sana veriyorum Sevinçlerim,mutluluğum,senin için atan yüreğim Emanetimdir sana Sıkıca tut,bırakma Yıpratma Eskitme Sakla Dilsizliğimdir dilim,tüm haykırışlara inat Zehirli kelimelerim kanına karışır her çığlıkta Konuşursam akar göz yaşların,kan renginde Sana Susadığım kadar Sus oluyorum sana Susuyorum Konuşmaya başladığımda almaya gelirim emanetimi Sıkıca tut,bırakma Eskitme Sakın!Devamını Gör January 07 sevgi,başarı,mutlulukSEVGİ, BAŞARI, ZENGİNLİK… Bir kadın, evinden dışarı çıkar ve uzun beyaz sakallı 3 tane yaşlı adamın evinin önünde oturduklarını görür. Onları tanımaz. - “Ben sizi tanımıyorum ama aç olmalısınız” der. - “Lütfen içeriye gelin ve birşeyler yiyin.” - “Evin erkeği içerde mi?” diye sorarlar adamlar. - “Hayır” der kadın. “O dışarıda.” - “Öyleyse içeri gelemeyiz” diye cevap verirler. Akşam olup kadının kocası eve geldiğinde, kadın başından geçenleri kocasına anlatır. - “Git onlara söyle ben evdeyim içeri gelebilirler” der. Kadın dışarı çıkar ve onları içeri davet eder. - “Hepimiz aynı anda içeri girmeyiz.” der yaşlı adamlar. Kadın öğrenmek ister; - “Niye giremezsiniz?” Yaşlı adamlardan bir tanesi açıklar: - “Onun adı ZENGİN” der bir arkadaşını gösterir, ve bir diğerini işaret eder ” O BAŞARI, ben ise SEVGİ.” Sonra ekler; - “Şimdi, içeri gir ve kocanla konuş hangimizi evinizde istersiniz” Kadın içeri girip söylenenleri kocasına anlatır. Adam duyunca neşelenir. - “Ne güzel!!” der, “Madem öyle, Zengini içeri çağıralım ve evimizi zenginlikle doldursun.” Karısı itiraz eder; - “Canım, niçin Başarıyı çağırmıyoruz?” Bu sırada konuştuklarını evin diğer köşesinde bulunan gelinleri duyar. Zıplayarak gelir ve kendi fikrini söyler: - “Sevgiyi çağırsak daha iyi olmaz mı? Evimiz sevgiyle dolar!” - “Gelinimizin önerisini dikkate alalım” der adam karısına. - “Dışarı çık ve Sevgiyi bizim misafirimiz olması için davet et.” Kadın dışarı çıkar ve 3 yaşlı adama sorar; - “Hanginiz Sevgi? Lütfen içeri gel ve misafirimiz ol” Sevgi ayağa kalkar ve eve doğru yürümeye başlar. Diğer iki yaşlı adamda onu takip ederler. Kadın şaşırmış bir şekilde Zengin ve Başarıya sorar; - “Ben sadece Sevgiyi davet ettim, siz niye geliyorsunuz?” Zengin ve Başarı bir ağızdan cevap verirler; - “Eğer Zenginliği yada Başarıyı davet etmiş olsaydın diğer ikisi dışarıda kalırdı, ama sen Sevgiyi davet ettin, O nereye giderse bizde oraya gideriz. Nerede Sevgi var ise, orada Başarı ve Zenginlik de vardır…!! ALINTI… .¸(¯`’•.¸(¯`’•.¸.•’´¯)¸.•’´ )¸.•’´¯)..... :-)....¤ª“˜¨¨¯¯¨¨˜“ª¤ ª“˜¨¨¯¯¨¨˜“ª¤(¯`’•. SAĞLICAKLA KALIN… ALLAHA EMANET OLUN… January 04 mutlulukMUTLULUK , Kısık ateşte pişen lezzetli bir yemektir . MUTLULUK Rüzgar melodisiyle şarkılar söylemektir. Mutluluk Gökkuşağı içinde en çok sevdiğin renktir . MUTLULUK Bir çocuğun gülüşünde duyulan büyük zevtir . MUTLULUK Uçurduğun uçurtmada kuşları seyretmektir MUTLULUK En sevdiğin dostlarla bitmeyen muhabettir MUTLULUK Sevgiliyle yaşanan en güzel müebbettir MUTLULUK Kaçırdığını sandığın anda Uçağa yetişmektir MUTLULUK Ukalanın birine haddini bildirmektir MUTLULUK Ayağına taıklan taşa doyasıya sövmektir MUTLULUK Kahrolası düzene inatla direnmektir MUTLULUK İdeallerin uğruna , Ateşten gömleği giymektir MUTLULUK Kutsalların adına ,ölüme gİdebilmektir MUTLULUK İstemediğin şeye ,hayır diyebilmektir MUTLULUK Acılara çalım atıp gülebilmektir MUTLULUK İnsanı paraya tercih etmektir MUTLULUK Hayat yolunda giderken Düşene yardım etmektir MUTLULUK İyiyle kötüyü ayırt etmektir MUTLULUK Yaşamak için harcanan en güzel emektir MUTLULUK Mutsuz birini sabırla dinlemektir MUTLULUK Kötülüğün yüzüne korkmadan tükürmektir MUTLULUK Sevgiliyle el ele göklere yükselmektir MUTLULUK Sevinç çığlıklarıyla Yağmurda dans etmektir MUTLULUK Kokusuyla baş döndüren Nadide bir çiçektir MUTLULUK Göreceli bir şeydir AMA, Her insana gerekli Abıhayat gibidir . MELAHAT ÇETİNKAYA December 29 hangisi daha kolayHANGİSİ DAHA KOLAY Akortu bozuk hayatlarda yaşamaya devam etmek mi?Yoksa hayatımıza yeni bir yön vermek mi? Ya da öfke tohumlarını daha da büyütmek mi ? Unutmak mı? Ufak hataları hoşgörmemek mi? Affetmek mi? Hangisi daha kolay ? Bahaneler uydurmak mı? Nerde hata yaptım diye düşünmek mi? Ya Hoşgörüye ne oldu? Geçen zamanda mı kayboldu ? Yoksa biz mi unuttuk? Neler oldu da büyüdükçe,çocukluğumuzdan gelen o saf neşeyi kaybettik? Hayatın korkunç hızında nereye gidiyoruz diye kaç kişi soruyor kendine? Kaçımız bugünün güneşini hissediyor,tüm sıkıntıları o anda unutup, huzur buluyor ? Fedakarlığa ne oldu? Kaçımız hatırlıyor fedakarlığın ne olduğunu ? Yoksa o da mı bulunmaz hint kumaşı oldu? Kaçımız kendimize yalan söylemiyor? Kendini irdeleyebiliyor, dürüst olabiliyor, ne istediğini biliyor ve cesaretini toplayıp, hayallerinin peşinde gidebiliyor? Hangimiz gerçekten “biz” olduğumuz için sevildik ? Kaçımız “doğru insanları”bulup, neden – sonuç ilişkilerine girmeden, kaygı denizinde boğulmadan değerini bildik ? Ve Kaçımızın, ” doğru insan ” olmamıza rağmen, kıymeti bilindi ? Peki kaçımız ” kendi gerçek değerimizin” farkına vardık? Ve Kaçımız gerçek değerimizin farkına varıpta, içi kof ruhlara hayır diyebildik ? Şu anda kaçımızın gerçekten dostu var ? Söyleyin neler oluyor bize ? Hep biz mi yanlışız yoksa karşımızdakiler mi? Dürüst olmaya çalışan ve dürüstlükten korkmayan kaç kişi var aramızda? Dürüst olanlarda pes ediyor artık farkında mısınız ? Boşluk içindeki kalıplara sıkışmışız herbirimiz. Nefes alamıyoruz, boğuluyoruz. Neden ? Kaçımızın elinde aynası var ruhuyla konuştuğu ? Ne kadar ruhumuza yabancılaştık. Farkında mısınız ? Sadece bedenleri sever olduk. İçindeki ruhları yok saydık. Herşeyi bir anda yaşamayı ne kadar sever olduk.. Beklemeyi unuttuk. Verilen sözleri tutmayı da.Söz verdikten sonra o sözü unutmak ne kadar moda oldu. Verilen sözleri unuttuk yerine bencilliği koyduk.Güvenmeyi unuttuk. Yalanı çok sevdik, Bir yanımız riya, bir yanımız çıkar oldu. Peki ” yalın sevgiye ” ne oldu ? Parayı hayatın en kıymetlisi olarak kabul ettik. Dostluğu unuttuk. Kırıldık. Kırıldıkça vicdanımızı kaybettik. Peki hayatın asıl anlamına ne oldu şimdi ? Kaçımız kendi yansımamızı dürüstçe ortaya koyduk ve bu benim dedik ? Yapabilen kaçımız, kaç kere kırıldı, incindi kimbilir? Farkında mısınız : “Biz yalansız, dolansız sevilmeyi ” unuttuk. Bunu bize karşı başarabilen insanlara inanmaz , güvenmez olduk. Onlara ” koca bir yalan” gibi bakar olduk. Çünkü biz ” yalın olarak sevmeyi, güvenmeyi” unuttuk. Peki bu sonsuz ikilemde , sadece aklar ve karalar içinde, hangisi doğru ? Kendimizi,olduğumuz gibi ortaya koyacak cesaret mi, yoksa maskeli baloda, binbir maskeyle dans etmeye devam etmek mi…? December 13 aşk yüzündenAşk Yüzünden...
07 Aralık 2009 Pazartesi, 20:48 Kulağımın içi kaşınıyor. Felaket. Önce azar azar başlıyor kaşıntı,geceleri. Sonra artıyor.
Kaşımak da bir zor ki kulağın içini. Bir türlü geçmiyor. 'Ne yapsam acaba?' diyorum. Günler geçtikçe daha da artıyor. Doktora gitmeye karar veriyorum. Arkadaşlarıma soruyorum.'Tanıdığınız iyi bir kulak burun boğazcı var mı?' diye. 'N'oldu ki?' diye soruyor arkadaşlarım. 'Kaşınıyor kulağım' diyorum. 'Uyuyamıyorum geceleri, kulak kaşınmasından!' Bir doktorun adını söylüyor bir tanesi. 'Çok iyi doktordur' diyor. 'Kimsenin çözemediğini çözer, iyileştiremediğini iyileştirir.' Gidiyorum doktora. Gözlüklü, şirin bir amca. Elinde bir büyüteç, kulağıma bakıyor.Şaşırıyorum önce. 'İçinde kaşıntı var' diyorum. 'Öyle büyüteçle ne anlayacaksınız ki?' 'Yok' diyor, 'Ben çoktan anladım ne olduğunu da, şimdi daha iyi görmek için bakıyorum.' 'Nedir?' diyorum doktora. 'Eski sözler kaçmış kulağınıza' diyor... 'Nasıl yani?' diyorum. 'Kimin sözleri?' 'Bakacağız' diyor. Sonra bir alet çantasından kocaman, ucu ince, cımbıza benzer bir alet çıkarıyor. 'Yan durun. Kıpırdamayın' diyor bana. Biraz irkiliyorum. 'Eski sözler' diyorum, 'Ha?'... Cımbızın ucu kulağıma giriyor, canımı acıtmıyor nedense... 'Bir erkek sesi bu' diyor... Sanki bir uğultu duyuyorum. Cımbızı çıkarıyor kulağımdan. 'Yalan kaçmış kulağınıza!' diyor.... doktor. Yalana bakıyorum. Küçücük bir şey gibi gözüküyor... 'Vay be!... Günlerdir kulağımı kaşındıran bu muymuş? 'Hangi yalan peki?' diyorum. 'Durun, bekleyin' diyor doktor. 'Dikkatli olmamız lazım. Tekrar kulağınıza kaçabilir. Önce şu deney tüpünün içine koyalım. Sonra serbest bırakırız.' Yalanı tüpün içine koyuyor... Kapağını da kapıyor tüpün. Serbest kalıyor yalan... 'Seni seviyorum' diye cılız bir ses geliyor tüpün içinden... 'Yalanmış ha?' diyorum. Kulağım bile anlamış, kalbim hala anlamıyor... " Aşk Yüzünden " December 07 anneBir acı denizinde kayboldu umutlarım Ağlarım dalgalardan görülmez gözyaşlarım Bir boşluğa asılmış kanayan fotoğrafın Gecelerde çırpınır ebruli kanatların Nerde masallarım o masum hayallerim ![]() ![]() Ben ne zaman büyüdüm anne, kirlendi ellerim Nerde sevinçlerim o bahar gülüşlerim Ben ne zaman güz oldum anne döküldü çiçeklerim Küçücük bir ümit sür solan gözbebeğime Daldan kopan yaprak gibi yalnızım yalnız anne Bir masal kuşu uçur üşüyen düşlerime Kayboldum kör sokaklarda gel de bul beni anne Nerde masallarım o masum hayallerim Ben ne zaman büyüdüm anne, kirlendi ellerim Nerde sevinçlerim o bahar gülüşlerim Ben ne zaman güz oldum anne döküldü çiçeklerim.... December 06 çiçek ile suyun aşkıGünün birinde bir Çiçek ile Su karşılaşır ve arkadaş olurlar... İlk önceleri güzel bir arkadaşlık olarak devam eder birliktelikleri... Tabii zaman lâzımdır birbirlerini tanımaları için... Gel zaman git zaman; Çiçek o kadar mutlu o kadar mutlu olur ki, mutluluktan içi içine sığamaz artık ve anlar ki... Su'ya âşık olmuştur... İlk kez âşık olan Çiçek, etrafa kokular saçar; - "Sırf senin hatırın için ey Su! "diye... Öyle zaman gelir ki, artık Su da içinde Çiçeğe karşı birşeyler hissetmeye başlamıştır; zanneder ki Çiçeğe âşıktır. Ama... Su da ilk defa âşık oluyordur... Günler, aylar birbirini kovalar ve Çiçek: - "Acaba Su beni seviyor mu ?" diye düşünmeye başlar. Çünkü Su, pek ilgilenmez Çiçekle... Halbuki Çiçek alışkın değildir böyle bir sevgiye ve dayanamaz, Su'ya: - "Seni Seviyorum" der. Su: - "Ben de Seni Seviyorum..." karşılığını verir. Aradan zaman geçer, Çiçek yine: - "Seni Seviyorum..." der. Su, yine: - "Ben de..." der. Çiçek, sabırlıdır. Bekler... Beklerr... Beklerrr... Artık öyle bir duruma gelir ki, Çiçek koku saçamaz etrafa ve son kez Su'ya: - "Seni Seviyorum..." der. Su da ona: - "Söyledim ya, Ben de Seni Seviyorum..." der. Ama gün gelir Çiçek yataklara düşer, hastalanmıstır artık. Rengi solmuş, çehresi sararmıştır Çiçeğin... Yataklardadır artık, Su da başında bekler Çiçeğin, yardımcı olmak için sevdiğine... Bellidir ki artık Çiçek ölecektir ve son kez zorlukla başını döndürüp; Çiçek, Su'ya der ki: - "Seni Ben Gerçekten Seviyorum..." Su çok hüzünlenir bu durum karşısında ve son çare olarak bir doktor çağırır, "Nedir Sorun?" diye... Doktor gelir ve muayene eder Çiçeği... Sonra şöyle der: - " Hastanın durumu ümitsiz; artık elimizden birşey gelmez..." Su merak eder sevgilisinin ölümüne sebep olan hastalık nedir diye ve sorar doktora... Doktor, şöyle bir bakar Su'ya ve der ki: -"Çiçeğin bir hastalığı yok dostum... Bu Çiçek sadece susuz kalmış, ölümü onun için..." Ve anlamıştır ki Su; Sevgiliye Sadece "SENİ SEVİYORUM..." demek yetmemektedir... November 28 YAŞAMKYaşamın Kıymetini Bil ... YAŞAMAK fırsattır , yararlanmayı bil.. YAŞAMAK güzelliktir, kıymetini bil.. YAŞAMAK mutluluktur, tatmayı bil.. YAŞAMAK rüyadır, gerçekleştirmeyi bil.. YAŞAMAK meydan okumasıdır hayatın sana, karsı çıkmayı bil.. ¸.•“´`“•.¸ “•.¸•¸.•“ ¸.•“´`“•.¸ “•.¸•¸.•“ ¸.•“´`“•.¸ `“•.¸ ¸.•´´ .•“´•`“• `“•.¸¸.•´´ .•“´•`“•. `“•.¸ ¸.•´´ YAŞAMAK görevdir, tamamlamayı bil.. YAŞAMAK oyundur, oynamayı bil.. YAŞAMAK servettir, korumayı bil.. YAŞAMAK bilmecedir, çözmeyi bil.. YAŞAMAK hüzündür, asmayı bil.. ¸.•“´`“•.¸ “•.¸•¸.•“ ¸.•“´`“•.¸ “•.¸•¸.•“ ¸.•“´`“•.¸ `“•.¸ ¸.•´´ .•“´•`“• `“•.¸¸.•´´ .•“´•`“•. `“•.¸ ¸.•´´ YAŞAMAK verilmiş bir sözdür, tutmayı bil.. YAŞAMAK şarkidir, söylemeyi bil.. YAŞAMAK mücadeledir, kabullenmeyi bil.. YAŞAMAK trajedidir, göğüslemeyi bil.. YAŞAMAK şanstır, kullanmayı bil.. ¸.•“´`“•.¸ “•.¸•¸.•“ ¸.•“´`“•.¸ “•.¸•¸.•“ ¸.•“´`“•.¸ `“•.¸ ¸.•´´ .•“´•`“• `“•.¸¸.•´´ .•“´•`“•. `“•.¸ ¸.•´´ YAŞAMAK çok kıymetlidir, mahvetmemeyi bil.. YAŞAMAK savaşmaktır, ne uğruna savaşacağını bil.. ¸.•“´`“•.¸ “•.¸•¸.•“ ¸.•“´`“•.¸ “•.¸•¸.•“ ¸.•“´`“•.¸ `“•.¸ ¸.•´´ .•“´•`“• `“•.¸¸.•´´ .•“´•`“•. `“•.¸ ¸.•´´ Ve.. YAŞAMAK Hayat Vermektir.. YAŞAMAK Paylaşmaktır.. November 24 ögretmenimÖĞRETMENİM .. Çok seversin çocukları
Canın bilirsin onları Yetiştiririr başbakanı Anılmazssın öğretmenim ... Eğitimin neferisin Ülkeye ışık verirsin Daim sözünün erisin Dönemezssin öğretmenim. Arı gibi çalışırsın Ballarını dağıtırsın Kıt kanaat yaşayansın Yorulmazssın öğretmenim . Hiçbir hakkın sendikan yok Yarı açsın yarı da tok arayanın soranın yok Darılmazssın öğretmenim . Gelen vurur giden vurur Kıymet bilen selam durur Devlet seni hep unutur Yerinmezsin öğretmenim . Omurgasız olamazssın Öyle her kaba sığmazssın Sürgün gider hapis yatar Yine yolundan şaşmazsın. Gelince yirmidört kasım Bir günlüğüne sultansın Hamasetle anıp seni Sonra unutan utansın . Cumhuriyet kalesisin Devrimlerin bekçisisin ATATÜRK ün gür sesisin Susma sakın öğretmenim . MELAHAT ÇETİNKAYA November 23 çoçuklarnzla konuşun Çocuklarınızla konuşun...Bir gün susmayı öğrendim. Öyle bir sustum ki belki sonsuza kadar susacaktım. Çünkü susmak benim küçücük dünyamda babamla kurduğum iletişim tarzıydı. Babam akşamları eve yorgun dönerdi. Ben bütün gün evde sıkılır, onun gelişini iple çekerdim. Daha o kapıdan girer girmez boynuna atılır onunla oynamak isterdim. Babam sarılır, öper sonra da, hadi odana git, derdi. Yemek hazırlanınca annem çağırır bu defa masada bir araya gelirdik babamla. Onlar annemle konuşurken ben araya girer, sesimi duyuramayınca da bağırırdım. Babam sinirlenir, 'Bütün gün insanlara kafa patlatmaktan bunaldım, birde sen kafamı ütüleme!' derdi. Annem de 'Bütün gün zaten seninle uğraştım, bir çift laf da mı konuşturtmayacaksı n babanla?' diye çıkışır, beni odama gönderirdi. Çaresiz bir şekilde boynumu büker odama yani hapishaneme doğru yol alırdım. Babam arkamdan, 'Bizim bir odamız bile yoktu, her şeye sahip, hâlâ ne istiyor anlamadım.' diye bağırmaya devam ederdi. 'Keşke benim de bir odam olmasaydı, keşke bizim de evimiz bir odalı olsaydı da hep birlikte otursaydık' derdim içimden; ama yüksek sesle söylemeye cesaret edemezdim. Yemekten sonra babam kanepeye uzanır, eline kumandayı alır, televizyon seyrederdi. Beni yanına çağırır biraz severdi. Onun izleyeceği önemli birşey varsa beni adeta yerimden bile kıpırdatmazdı. Azıcık hareket edip koşup oynamaya çalışsam oda hapsim yeniden başlardı. Bir gün anladım ki susunca babamla daha iyi anlaşıyoruz. Bu defa susarak yapabileceğim oyunlar geliştirmeye başladım. Önce resim yaparak başladım işe. Babam çizdiğim resimleri çok beğeniyor; 'Bak, böyle uslu uslu oyna işte.' diyordu. Babam bazen göz ucuyla bakıyor, resimle ilgili bir şey sorsam afallıyordu. Ama bana kızarak beni artık odama göndermiyordu. 'Son günlerde ne de akıllandı benim oğlum.' diye komşulara anlatıyordu annem halimi. Resimlerim arttıkça ortalık dağılmaya başladı. Annem 'Odanı topla!'diye odama kapattığında işe nereden başlayacağımı bilemiyordum. Ben bunlarla uğraşırken zaman geçiyor; ama odamı toparlamayı beceremiyordum. Annem odama gelip 'Bak sana resim yapmayı yasaklayacağım. ' dedi bir gün. Susuyor olmamı usluluk olarak değerlendiren ailem resim yapmayı da elimden alırsa ben ne yapacaktım? Bu düşüncelerle bir aile tablosu yaptım. Babam eve gelince uygun zamanı kolladım. Her zamanki gibi yemekler yendi, odaya geçildi. Babam oturur oturmaz çizdiğim resmi getirdim. Babam baktı. Hım, dedi 'Çok güzel olmuş. Bu adam benim herhalde.' dedi. Ben 'Hayır o adam değil, bu çocuk sensin.'dedim. O 'Hayır, bu adam benim, bu çocuk sensin, bu küçük kız da arkadaşın.'dedi. Ben yine 'Hayır, o büyük adam benim, bu küçük adam sensin, bu küçük kız da annem.' dedim. Babam benimle uğraşmaktan vazgeçip: 'Peki neden bizi küçük çizdin?' dedi. Heyecanla başladım anlatmaya. Ben büyüyüp adam olacağım. İş bulup çalışacağım. Siz yaşlanıp küçüleceksiniz. Beliniz ükülecek, komşumuz Ahmet amca ile Ayşe teyze gibi küçücük kalacaksınız. Ben işten geldiğimde yorgun olacağım. Siz benimle konuşmaya çalıştığınızda işyerinde kafam şişmiş olacağından sizi duymayacağım bile. Siz benimle bir şeyler paylaşmak istediğinizde 'Hadi odanıza çekilin de kafa dinleyeyim.' diyeceğim. Ve bir de bağıracağım 'Her şeylerini alıyorum. Sıcacık odaları da var, daha ne istiyorlar' diye. Annemle babamın gözleri fal taşı gibi açılmıştı. Duyduklarına inanamıyorlardı .. Bana sarılıp beni öyle içten bir okşayışları vardı ki sonsuza kadar konuşsam hiç bıkmadan dinleyecekler gibiydi. Farkında' Olmalı İnsan... Kendisinin, Hayatın Olayların, Gidişatın Farkında Olmalı. Ömür Dediğin Üç Gündür, Dün Geldi Geçti Yarın Meçhuldür, O Halde Ömür Dediğin Bir Gündür, O Da Bugündür. November 20 4 mumDÖRT MUM
Bilsek de, hatırlamakta yarar var.Dört tane mum usul usul yanıyordu…Ortalık o kadar sessizdi ki, mumların konuşmalarını duyabiliyordunuz…Birinci mum dedi ki:”Ben BARIŞ‘ım.!Ama kimse benim yanmama yardımcı olmuyor. Sanırım yakında söneceğim.” Alevi hızla azaldı ve sonunda tamamen söndü.İkinci mum:”Ben VEFA‘yım.!Ne yazık ki artık vazgeçilmez değilim. Onun için, bundan sonra yanıp durmamın bir anlamı kalmadı.” Sözlerini tamamladığında esen hafif bir rüzgar onu tamamen söndürdü…Sırası geldiğinde üçüncü mum, hüzünlü bir sesle dedi ki:”Ben SEVGİ‘yim !Yanacak gücüm kalmadı. İnsanlar beni unuttu, değerimi anlamıyorlar. En yakınlarını sevmeyi bile unuttular.”Sevgi de daha fazla beklemeden sönüp gitti… Ansızın..!Odaya bir çocuk girdi ve üç mumun da yanmadığını gördü.”Neden yanmıyorsunuz? Sizin sonsuza kadar yanmanız gerekmiyor muydu?” dedi.Ve ardından ağlamaya başladı…O zaman dördüncü mum konuşmaya başladı:”Korkma, ben yandığım sürece öteki mumları da yeniden yakabiliriz, ben UMUT‘um!”Çocuk parlayan gözleriyleUMUT mumunu aldı ve öteki mumları birer birer yaktı… November 19 YÜREGİNİZDEKİ MELEKJaponya`da bir cocuk 10 yaslarindayken bir trafik kazasi
gecirmis ve sol kolunu kaybetmis. Oysa cocugun buyuk bir ideali varmis. Buyuyunce iyi bir judo ustasi olmak istiyormus. Sol kolunu kaybetmekle birlikte, bu hayali de yikilan cocugunun buyuk bir depresyona girdigini goren babasi, Japonya`nin unlu bir Judo ustasina gidip yapilacak bir seyin olup olmadigini sormus.. Hoca: Getir cocuğu ..bir bakalim, demis. Ertesi gun baba-ogul varmislar hocanın yanina.. Hoca cocugu suzmus ve: Tamam demis.. Yarin esyalarini getir, Calismalara basliyoruz. Ertesi gun cocuk geldiginde hocasi ona bir hareket gostermis ve "bu hareketi calis" demis. Cocuk bir hafta ayni hareketi calismis.. Sonra hocasinin yanina gitmis. Bu hareketi ogrendim baska hareket gostermeyecek misiniz?" diye sormus. Hocanin cevabi: - Calismaya devam et olmus... 2 ay,3 ay,6 ay derken cocuk okuldaki bir yilini doldurmus.. Cocuk bu bir yil boyunca hep o ayni hareketi tekrarlamiş. Hocanin yanina tekrar gitmis: Hocam bir yildir ayni hareketi yapiyorum bana baska hareket gostermeyecek misiniz? - Sen ayni hareketi calis oglum. Zamani gelince yeni harekete geceriz.. 2 yil ,3 yil, 5 yil derken cocuk judodaki 10. yilinı doldurmus. Bir gün hocasi yanina gelip. ..."Hazir ol ! " demis.. "Seni buyuk turnuvaya yazdirdim. Yarin maca cikacaksin!".. Delikanli sok olmus.. Hem sol kolu yok hem de judo da bildigi tek hareket var. Unlu judocularin katildigi turnuvada hicbir sansinin olmayacagini dusunmus; ama hocasina saygisindan ses cikarmamis. Turnuvanin ilk gunu delikanli ilk musabakasına cikmis. Rakibine bildigi tek hareketi yapmis ve kazanmis. Derken.. ikinci ,ucuncu mac....ceyrek, yari final ve final... Finalde Delikanlinin karsisina ulkenin son on yilin yenilmeyen sampiyonu cikmis. .... Tam bir ustat, delikanli dayanamayip hocasinin yanina kosmus.. "Hocam hasbelkader buraya kadar geldik ama rakibime bir bakin hele.. Bende ise bir kol eksik ve bildigim tek bir hareket var.. Bu kadar bana yeter.. Bari cikip ta rezil olmayayim izin verin turnuvadan cekileyim.." - Olmaz demis hocasi. Kendine guven, cik dovus. Yenilirsen de namusunla yenil. Caresiz cikmis musabakaya. Mac baslamıs. Delikanli yine bildigi o tek hareketi yapmıs ve tak.! Yenmis rakibini sampiyon olmus. Kupayi aldiktan sonra hocasinin yanina kosmus: -Hocam nasil oldu bu is? Benim bir kolum yok ve bildigim tek bir hareket var.Nasil oldu da ben kazandim ? -Bak oglum 10 yildir o hareketi calisiyordun. O kadar cok calistin ki, artik yeryuzunde o hareketi senden daha iyi yapan hic kimse yok. Bu bir, İkincisi de o hareketin tek bir karsi hareketi vardir. Onun icin de rakibinin senin sol kolundan tutmasi gerekir.! Bunu anlatan kisi bir de sunu ekledi: " İnsanlarin eksiklikleri bazen, ayni zamanda en guclu taraflari olabilir: Ama yeter ki bu eksiklik kafalarinda olmasin..!!" November 17 yaşama sevinciYaşama Sevinci .. Hayatta bu kadar mutlu olmayı gerektiren şeyler varken Üzülmek niye, kendimize eziyet çektirmek niye Bir düşünün sizi mutlu edebilecek ne kadar çok şey var Bir bebeğin gülüşü, sevdiğiniz insanın sizi sımsıkı sarması Annenizin şefkatli kucağı Daha yüzlerce küçük olay sizi mutlu edebiliyor Hayatı sevin, her dakikanızı, her saniyenizi doya Doya yaşayın Çünkü hayat ulaşılmak istenen bir yoldur ve Bu yolun uzunluğu hiç bilinmez , siz bu yolda ilerlersiniz Karşınıza bir engel çıkar , siz bu engeli aşıp Yolkunuza devam edersiniz, Yada, bu engeli aşamazsınız Ve bu sizin yolunuzun sonu olur yani ÖLÜM Hayatınızın anlamını, ölümden dönen bir insana sorun Yada ölmeyi bekleyen Yaşamdan hiçbir umudu olmayan bir insana sorun O zaman düşünün !! ,Değer mi üzülmeye Bu güzelim hayatı doya doya yaşamak varken Artık üzülmeyi bırakın ve GÜLÜN !!!! November 16 eger tanısaydım seniEĞER TANISAYDIM SENİ
10 Kasım 2009 Salı, 19:20 EĞER TANISAYDIM SENİ Eğer tanısaydım seni Bir başka severdim hayatı Resmini bulutlara çizer Renklerimle boyardım Bir deli şair olurdum belki Sığdıramazdım seni şiirlere,mısralara Büyürdün içimde büyüdükçe Dolu dolu yaşardım yüreğimde Küsmezdim yarınlarıma,gücenmezdim Karalardım umutsuzluğun üzerini Yerine seni yazardım büyük harf ile Görenler kıskanırdı bizi Bir fırtına olurdum belki de Eserdim delice mutluluktan Bazen sen olurdum,bazen ben Alır başımı savrulurdum kimbilir nerelere Eğer tanısaydım seni Yıldızları mesken tutar Her gün geceye kavuştuğunda Sen olurdum gökyüzünde İşte sevgili Olur da seni tanısaydım bir gün Sevdaların en delisini Aşkların en güzelini yaşardım EĞER TANISAYDIM SENİ …… NESLİHAN UYGUÇ-KASIM 2009 November 10 atam çok özledk seniDenizler ağlamıştı o sabah
Rengi bile kırmızıydı artık, Kumlar denize sarılıp ağladılar. Yıkamamıştı düşman bile bizi, İlk defa halkının kalbi buz gibi, Adının yanına yazdın adımızı. Şehitlerimiz kanıyla boyadı BAYRAĞIMIZI, Pişman olmadı verdiklerine GAZİMİZ, ATAM bil ki izindeyiz. Güller yandı kalplerde. Özgürlüktü, halkımın tek isteği, Ölüm sinsice yaklaştı sana, Kurtuluşu vaat eti büyülü sesi, Şehitler karşıladı seni. Gidişin ağlatı bizi ve cennette melekleri, Dönmedi yüzünü güneşe, ay çiçekleri, Gelincikler döktü yapraklarını kederden, Günü çevirdi karaya geceden. Seni anlatacak çocuklarına analar, Köylü kızların ninnilerinde ümitler, Sana sevgimiz, bin bir umutlar. Seninle yok etik acı hüzünleri, Eserlerin, vatanın her yerinde, Hatırlatır bize geçmişimizi, Halkın sevmez mi seni? Sen rahat uyu ATAM, biz koruruz, Bize bıraktığın, VATANI, BAYRAĞI VE SENİN SEVGİNİ… Sevinç Şimşek 09 Kasım, 23:59 Bugün, 23:57 November 05 BENİMLE Bİ FİNCAN KAHVE İÇERMİSİN?Mayonez Kavanozu ve 2 Fincan Kahve: Ne zaman hayatında bazı şeyler taşınamaz hale gelirse, ne zaman 24 saat kısa gelmeye başlarsa, o zaman mayonez kavanozu ve 2 Fincan kahveyi hatırlayınız! Bir gün bir Felsefe profesörü, elinde birkaç kutu olduğu halde derse gelir. Ders başladığında, hiçbir şey söylemeden, önüne büyükçe bir mayonez kavanozunu alır ve ağzına kadar tenis topları ile doldurur ve öğrencilere kavanozun dolup dolmadığını sorar. Öğrenciler ittifakla kavanozun dolduğunu ifade ederler, Bu sefer profesör önündeki kutulardan bir tanesinden aldığı çakıl taşlarını, çalkalayarak kavanoza döker, böylece çakıl taşları kayarak, tenis toplarının aralarındaki boşlukları doldurur ve öğrencilere tekrar kavanozun dolup dolmadığını sorar, onlar da 'evet' doldu derler, profesör bu defa masanın üzerindeki diğer kutuyu eline alır ve içindeki kumu yavaşça kavanoza döker. Tabii Ki kumlar da çakıl taşlarının aralarındaki boşlukları doldurur. Ve tekrar öğrencilere kavanozun dolup dolmadığını sorar, Öğrenciler de koro halinde 'evet' derler. Bu sefer profesör masanın altında hazır bekleyen 2 fincan kahveyi alır ve kavanoza boşaltır, Kahve de kumların arasında kalan boşlukları doldurur. Öğrenciler gülerler! Profesör öğrencilerin gülüşünü destekleyerek 'eveet' Diyerek; Ben ' Bu kavanozun sizin hayatınızı simgelediğini ifade etmeye çalıştım ' der. Şöyle ki; Bu tenis topları hayatınızdaki önemli şeylerdir; aileniz, çocuklarınız, sıhhatiniz, arkadaşlarınız ve sizin için önemli olan şeylerdir. Diğer şeyleri kaybetseniz de, bu önemli şeyler kalır ve hayatınızı doldurur. O çakıl taşları ise daha az önemli olan diğer şeylerdir; işiniz, eviniz, arabanız vs. Kum ise diğer ufak tefek şeylerdir. 'Şayet Kavanoza önce kum doldurursanız...' diye, anlatmaya devam eder, 'çakıl taşlarına Ve özellikle de tenis toplarına (yeterli) yer kalmaz. Aynı şey hayatımız için de geçerlidir. Vaktinizi ve enerjinizi ufak tefek şeylere harcar, israf ederseniz, önemli şeyler için vakit kalmayacaktır . . Dikkatinizi mutluluğunuz için önem arz eden şeylere çevirin. Çocuklarınızla oynayın. Sağlığınıza dikkat edin. Eşinizle yemeğe çıkın. Evinizin ihtiyaçlarını karşılayın. Öncelikle tenis toplarını kavanoza yerleştirin. Öncelikleri, sıralamayı iyi bilin . Gerisi hep kumdur. Bu Ara Bir öğrenci sorar; 'Peki, O iki fincan kahve nedir?' Profesör gülerek: 'Bu soruyu bekliyordum, Hayatınız ne kadar dolu olursa olsun, her zaman dostlarınız ve sevdiklerinizle bir fincan kahve içecek kadar yer vardır !!! ' October 27 BABAM SEYREDİYORDURBabam seyrediyor!
Dün, 14:07
Babam seyrediyor! Ortaokulda okuyan ve kısa bir süre önce annesini kaybeden genç, babasıyla birlikte yaşıyordu. Babasıyla aralarında çok güzel bir dostluk vardı. Genç, okulun futbol takımındaydı. Takımdaydı ama, ufak-te-fek yapısı ve tecrübesizliği nedeniyle hocası ona bir turlu maçlarda görev vermiyordu. Bu yüzden, her maçta yedek kulübesinde oturuyordu. Buna rağmen, babası hiçbir maçı kaçırmaz ve hep ayağa kalkıp tezahürat yapardı. Liseye girdiğinde sınıfının yine en sıska öğrencisiydi gencimiz. Fakat babası onu hep futbol oynamaya teşvik etti-, bununla birlikte, eğer istemezse oynamaya-bileceğini de belirtti. Delikanlı futbolu seviyordu ve takımda kalmaya karar verdi. Her idmanda elinden geleni yapıyor ve takımın as oyuncularından biri olmaya çalışıyordu. Bütün lise hayatı boyunca hiçbir idmanı veya maçı kaçırmadı. Ama sürekli yedek kulübesinde oturmaktan kurtulamadı. İnançlı babası ise her zamanki gibi tribünlerde yerini alıyor ve oğlunu destekleyici tezahüratlarda bulunmaya devam ediyordu. Genç, üniversiteye başladığında futbol onun için önemini Kaybetmeye yüz tuttu, ama yine de elinden geleni yaptı. Herkes onun okul takımına giremeyeceğinden emindiyse de, bunu başardı. Takımın antrenörü onu listeye dahil ettiğini, çünkü her idmana yüreğini koyduğunu ve takımın diğer üyelerini de şevke getirdiğini itiraf etti. Takıma girebildiği haberi onu o denli heyecanlandırdı ve sevindirdi ki, soluğu en yakın telefon kulübesinde aldı ve babasına müjdeyi verdi. Onun bu mutluluğunu paylaşan babası, kendisine maçların sezonluk biletlerini göndermesini istedi. Üniversitedeki dört yıl boyunca hiçbir idmanı kaçırmayan genç, ne yazık ki hiçbir maçta oynayamadı. Futbol sezonunun sonlarına doğru, büyük bir eleme maçının idmanı için sahaya çıkmaya hazırlanan gencin yanına, elinde bir telgrafla antrenörü geldi. Delikanlı telgrafı okuyunca ölüm sessizliğine büründü. Güçlükle yutkunarak hocasına şunları söyleyebildi: "Bu sabah babam ölmüş. İzninizle bugünkü idmana gelmesem?" Hocası kolunu şefkatle omzuna doladı ve "Bu hafta dinlen evlat" dedi, "Cumartesi günkü maça gelmeyi de aklından geçirme." Cumartesi geldi çattı, ama okul takımının durumu hiç de iyi değildi. Maçın sonlarına doğru, bir kişi soyunma odasına sessizce girdi, formasını ve futbol ayakkabılarını giyip sahanın kenarına çıktı. Babası ölen ufaklıktı bu! Antrenör ve oyuncular azimli arkadaşlarını bu kadar kısa sürede tekrar aralarında görmekten dolayı son derece şaşırmışlardı. Hocasının yanına giden genç "Lütfen izin verin oynayayım" dedi. "Bugün oynamak zorundayım." Hocası önce onu duymamış gibi davrandı. Böylesine zor bir eleme maçında takımının en kötü oyuncusunu sahaya çıkarmasına imkan olmadığını düşünüyordu. Ama genç o kadar ısrar etti ki, sonunda ona acıyan hocası razı oldu: "Pekala, oyuna girebilirsin." Gencin oyuna girmesinin üstünden çok geçmemişti ki, hem hoca, hem oyuncular, hem de maçı izleyenler gördüklerine inanamadılar. Daha önce hiç oynamamış olan bu meçhul ufaklığın her hareketi harika, attığı her pas isabetliydi. Karşı takımın oyuncuları onu durdura-mıyordu. Koşuyor, pas veriyor, savunmaya yardım ediyor ve maçın yıldızı olarak parlıyordu. Sonunda, gencin takımı aradaki farkı kapattı, nihayet atılan bir golle de beraberliği yakaladı. Ve son saniyelerde ufaklık topu tek başına sürükleyip herkesi geçti ve galibiyet golünü attı. Maç bitmişti. Okulunun taraftarları sevinç çığlıkları atıyor, arkadaşları onu omuzlarında taşıyordu. Seyirciler tribünleri terkettikten, oyuncular duşlarını alıp soyunma odasını boşalttıktan sonra, takımın hocası gencin köşede tek başına sessizce oturduğunu far-ketti. Yanına gidip "Evlat, inanamıyorum. Bugün bir harikaydın" dedi. "Sana ne oldu, bunu nasıl yaptın, anlat bana!" Genç hocasına baktı, gözlerine yaşlar doldu ve şöyle dedi: , y. "Babamın öldüğünü biliyorsunuz. Peki onun gözlerinin görmediğini biliyor muydunuz?" Delikanlı zorlukla yutkundu, gülümsemeye çalıştı: "Babam bütün maçlarıma geldi, çünkü görmediği halde beni desteklemek istiyordu. Ve ilk defa bugün beni oynarken görebilirdi. Ben de bu fırsatı kullanmak ve oynayabildiğimi ona göstermek istiyordum ve yukardan beni seyrediyordur.. ![]() Nottaki kişilerHiç kimse. ÇINAR AGACIÇınar Ağacı...
Ulu bir çınar ağacının yanında bir kabak filizi boy göstermiş. Bahar ilerledikçe bitki çınar ağacına sarılarak yükselmeye başlamış. Yağmurların ve günesin etkisiyle müthiş hızla büyümüş ve neredeyse çınar ağacıyla aynı boya gelmiş. Bir gün dayanamayıp sormuş çınara: "Sen kaç ayda bu hale geldin agaç?" "82 yılda" demiş çınar "82 yılda mı?" diye gülmüş ve çiçeklerini sallamış kabak, "Ben neredeyse 2 ayda seninle aynı boya geldim bak!"... "Doğru" demiş agaç, "doğru"... Günler günleri kovalamış ve sonbaharın ilk rüzgarları başladığında kabak önce üşümeye sonra yapraklarını düşürmeye, soğuklar arttıkça da aşağıya doğru inmeye başlamış. Sormuş endişeyle çınara: "Neler oluyor bana ağaç?" "Ölüyorsun" demiş çınar... "Niçin?" "Benim seksen iki yılda geldiğim yere sen iki ayda gelmeye çalıştığın için"... alıntı October 25 SIRTIMDAN VURAN/DOST |
||||||||||||||
|
|